16 Mart 2009 Pazartesi
TEMBEL
Güzel projeler var kafamda, yazılarla ilgili, yeni bir blogla ilgili, çizimler ile ilgili.. Ancak gerçekten bu bilgisayar ile bunlar keyif değil azap oluyorlar, bu nedenle eski bilgisayarımı (üşenmeden) sahibinden ve gitti gidiyor'a koyup (ayrıca patenlerimi, hokey kıyafetlerimi, cdlerimi, kaset çalarımı, çeşitli mutfak eşyalarını, eski monitörümü vs) gelen para ve boşalan alanı değerlendirmek için yeni bir bilgisayar (çizim programlarını kaldırabilecek kapasitede :)) ve o yeni bilgisayar için yenilenmiş bir alan (bkz: çatının dönüşümü projesi) için çalışmalarım başlamıştır.. Bu cümle biraz uzun olduğundan devrik olmuş olabilir, ama yazının başlığına sırtımı dayayarak baştan okuyup kontrol edip düzeltmiyciğğğğmmmmm :D
Şimdi bana sabır ve şans dileyin! Yakında bahar temam, güzel eklentilerim, çizimlerim ve heyecanımla karşınızda olacağım...
Sevgiler!
14 Ocak 2009 Çarşamba
Kartalkaya ve Şömine
Geçen haftasonu Kartalkaya'ya gittik günübirlik... Kriz geldi mi, biz para harcamaya doyamayız!
Pazar günü ise vücudumdaki tüm kaslar ağrıdığı için evden burnumu çıkarmayarak Tye şımardım... T de bana bol bol şömine yakarak, piza ısmarlayarak ve kahvaltıda cips-nutella yedirerek bu görevini başarıyla tamamladı :) Hele ki sarılıp şömineyi izlerken uyuyakalmak...2 Ocak 2009 Cuma
İstanbul
Bayramda 2 gün İstanbul'a kaçtık.. Aslında biz "gençler" olarak uyuşuk uyuşuk evde otururken "büyükler" dediğimiz şuşu'm, nilo'm ve annanecim trene atlayıp İstanbul'a gitmeye karar verince silkinip kendimize geldik!!Önce tren için bir araştırma yaptık.. Örtülü kuşetli! 4 kişilik yatılabilecek bir vagon! Şahane! :) Hem de çok ucuz! Hem de İstanbul'a trenle gitmek... mmmmm :)
Sonra kalacak yer, google, search, İstanbul hostel...Oldukça güzel gözüken uygun fiyatlı, bol yabancılı bir hostel! Leziz!
Atlayıp gittik.. Taksim'de kaldık, bol bol İstiklal'i turladık, üşüdük, yeni yerler denedik, tünel'e gittik, tramvay'a bindik, fransız sokağını arşınladık, vapura bindik, beşiktaşa, eminönüne, kabataş'a, bağdat caddesine, ortaköy'e gittik, hızlıca gezdik, pek bişe görmedik, daha ziyade İstanbul havası soluduk ve çok mutlu olduk!! :)
Minnoşcum'la da GS Lisesi önünde buluştuk!! Evet evet, minnoscumla buluştuk! Heycanla aradık, o anda birbirimizi gördük, koştuk sarıldık, konuştuk, 45likte bira içtik, İstiklal'de "piyasa" yaptık.. Hemen kanımız ısındı (sanki bu 5 ayda ısınmamıştı! :)) İnsan kardeşini çok komik tesadüflerle de bulabilirmiş bunu gördük.. Baktım gördüm, resimlerinden daha da güzel (hihi, kızarır burayı okurken o simdi), dünya tatlısı, iyki Ayvalık'tan Bodrum'a geçmem gerekmiş dedirtesi!!
Tanışma hikayemizi bilare anlatırım ama.. İstanbul'un ışıkları, kokusu, taksicileri ve minnoscumun tadı damağımda kaldı! En kısa zamanda yeniden!!!
2009
Artık yeni bir yıldayız!! :) Kafamda çok şey var yazmak için ama öylesine karışıklar ki, buraya nasıl dökebileceğimden emin olamadım :)
Öncelikle bu blogu takip eden herkesin yeni yılını koocccaman kutluyorum!! Hatta üşenmeyip yazmak istiyorum, çünkü sizleri çok seviyorum...
Canım ailem, annem, sevgili abim, jankacım, nilo'm, ve gönül ablacım :)
Bitanecik arkadaşlarım, crunch, sweet, bircem, tubikom, meneking, mx, hboy, pişicim, einstein, gökse..
Bu blog denilen deryada karşılaştığım canlarım, minnoscummm, seducum, ugandalı meltemcim, crebro, hülyacım ve site gezmesinde karşılaştığım daha niceleri..
Tabi ki ; T..
Saymadıklarım sanmasınlar ki onların yeni yılını kutlamiyorum, beni en sık ziyaret edenlere bi minnet borcu sayalım burdan anılmalarını ama :) Sağolun beni hiç yanlız bırakmadığınız için!!!!
Umarım yeni yılınız size huzur (en çok!), mutluluk, sağlık, başarı, farkındalık, kendinle barışıklık ve aslında olan herşeyin yaşanmaya değer olduğunu göstericek bi bakış açısı getirir!!
Güzel Seneler!!!! :)
*yılbasını yine 6lı ailemiz olarak kutladık, sol üstteki kalpleri onlara adıyorum ;)
**bitanecim, şuşucum, herşeyimcim! sizsiz bi yılbaşı benim için çok zor olacak eminim! aynı, kar yağışını bizim sitede görmemek gibi birşey.. seviyorum sizi!!!
*** bu resmi çok sevmedim ki ben, küçülsün!
15 Aralık 2008 Pazartesi
Let it snow, let it snow, let it SNOW :)
Bu efekti cok aradıktan sonra, kafamın html'ye cok da basmadığını farkedip (luğp muğp;)) kolay bir yöntem ile bu efekti veren bir site buldum. Sadece Yerleşim ayarlarından ufak bi html gadget ekleyerek bu güzel görüntüye kavuşmuş oldum...
Hızını, boyunu, rüzgarını ayarlayamasam da, benim gibi bir üşengeç için biçilmiş kaftan oldu! :)
Benim üşengeç kar tanelerime burdan ulaşabilir, html konusunda kendinize güveniniz benimkinden yüksek ise de bu siteye veya bu siteye bakabilirsiniz!
Bırakın blogunuza kar yağsın! :)
5 Aralık 2008 Cuma
Kızıl oldum :)

Dün gece yine midemin kaldırabileceğinden fazla şekilde kabak çekirdeği yedikten, ve tok karınla spor yapmamaya karar verdikten sonra en azından kayatımdaki başka birşeyi değiştirmeye karar verdim; SAÇIMI...
Evdeki eskiden kalma kızıllarım ile şimdiki saç rengim bronz-sarıyı karıştırdım.. Eldivenlerimi taktım, saatimi kontrol ettim (ne de olsa 20:30da T gelecekti almaya beni) ve başladım boyamaya... Tabi bu sırada eski boyalardan dolayı "aplikasyon aparatı"nın ucu tıkanınca, tüm boyayı başka bir kaba boşaltıp eski bir dişfırçası aldım elime. Güzel, çok da güzel oluyor önleri oh oh, ooo saate bak, acele hadi... Derkenn.. Boya bitti :) Elimdekinin hepsini binbir yöntemle saçıma sürdükten sonra alacalı bir sürreal tabloya benzeyeceğimi hayal ederek beklerken ben, T aradı! Erken gelmekle ilgili birşeyler söylerken ben banyoya koşup bir elimde telefon, etrafı toplamaya, kırmızı beneklerle süslenmiş annemin beyaz banyo örtüsündeki lekeleri çamaşır suyu ile çıkarmaya çalışırken, soğukkanlı şekilde "ben buçuk diye ayarlamıştım kendimi ama sen nasıl istersen, hazırlanabilirim" dedim. Allahtan beni bilen sevgili T bu teklifimi kabul etmedi! :)
Hızlıca banyoya girdim.. Ve saçımı kızıla boyamanın en eğlenceli kısmı başladı!!! Duşun altında dururken, kıpkırmızı boya boynumdan akıp ayaklarımın altında kızıl bir göl oluşturdu.. Banyoda ellerimi kırmızı suların altına tutarak vahşi kahkahalar atıp, vampir pozları verdim kendi kendime! Ayaklarımın altındaki kırmızıya boyanmış küvette cup cup diye sesler çıkardım, elimden aşağı akan kırmızı suları seyrettim!! Saçını kızıla boyadıktan sonra bu zevki yaşayan tek deli ben miyim diye düşündüm, içimdeki vahşetten ürperen yanımı sevecen bi kahkaha ile yatıştırdım ve aceleyle duşumu alıp banyodan çıktım. Saçımı kurutup giyinmemle birlikte tam 20:30da hazır olmuş önü kızıl, arkası koyu kahverengi saçları ile gözlerinin bu saç rengiyle yeşil gibi gözüktüğünü düşünen ufak hayalperest bi periciktim!!
Geride kalanlar ise pembe benekli bir banyo örtüsü ve ayaklarımın altında biriken kızıl sulardı...
27 Kasım 2008 Perşembe
Kömül!
Armada otoparkında rastladım kendilerine... Biraz endişeli mi görünüyorlardı, insanlardan mı korkmuşlardı yoksa araba farları mı rahatsız etmişti onları bilemedim... Tam yemek saatleriymiş, ürkütmeden bir resimlerini çektim...Miyazaki Vol.2
Dün öksürükler arasında boğulan Pişimin yanına gittim moral desteği için... Tabi gitmeden önce ufak bir alışveriş yaptık, peynirli risotto; salata için kereviz, ceviz ve yoğurt; sıcak şarap için şarap, elma ve portakal; atıştırmak için naneli chocolove; ve peynir tabağı için 5 çeşit peynir aldık! Bunların detayları bir sonraki yazının konusu ;)Gecenin ilerleyen vakitlerinde pişimin koltukta, benimse ayaklarının dibinde uzanmış halde izlediğimiz film, My Neighbor Totoro, ise bu yazının...Tam kıvamında bir sıcak çukulata içmişcesine bir hisle uykuya dalmamı sağlayan...
Film, Mei ve Satsuki isimli iki kardeşin babalarıyla birlikte yeni taşındıkları evin "perili" olduğunu farkedip, yalnızca çocukların görebileceği "orman ruhu" to to ro'yla yaşadıkları fantastik macerayı anlatıyor.. Yukarıdaki sahne Mei'nin totoro ile ilk tanışmasını gösteriyor..
Veee yine ve yeniden soot ball dediğimiz kömül topcukları çıktı karşıma!! :)) Ve bir o kadar tatlı minik ruh totoro vardı!!! Bunların dışında beni biraz korkutmakla birlikte Miyazakinin yaratıcılığına bir kez daha hayran kalmamı sağlayan yumuşacık koltuklu kedibüs ...
Filmde Mei'nin Totoro'nun bulunduğu ormanın kalbine düşmesinden, kedibüsün suratına kadar bana Alice Harikalar Diyarında'yı hatırlatan bir çok ufak detay olmakla birlikte, bir Miyazaki filmi olarak, Mei'nin ifadeleri, koşturuşu, heyecanı, uyuyuşu, "mmaaattteeeee" diye bağırışları, hissettirdikleri ile, Alice'den alakasız ve muhteşem bir film bence!!
İzleyin derim ;)
17 Kasım 2008 Pazartesi
Makarna Anime Günü :)
Dün PiŞicimmlerde makarna ve pamuk şeker eşliğinde Spirited Away izledik :) tabi bir de "ne çok cips"imiz vardı :)) Ben ilk yarısını daha önceden izlemiştim, oldukça keyifli gelmişti, heyecanla beklemiştim ikinci yarısını.. ama ilk yarısını daha çok sevdim.. benim için hep ilk yarısı olarak kalacak kalbimde... 
13 Kasım 2008 Perşembe
İyki doğmuş bu crunch! :)
Çok çok çok sevgili, bitanecik, minnacık, ruh eşicik, sempatikcik, asabicik, süslücük, güzelcik, sırdaşcık olguncuk, leziz yemek yapancık, ruhumu şımartancık, en bi rahat kavga edebildiğim, en bi net konuştuğum, en bi kızkardiş modunda saçsaça başbaşa didişip 3 dakika sonra gülüşüp mıncıklaştığım bitanecik CRUNCHym!!İyki doğmuşsun!! :)
12 Kasım 2008 Çarşamba
Ya yaparsak!!
Devrim arabalarına gittik Pazartesi günü (gnctrkcll ;)). O kadar beğendim, o kadar keyifle ve heyecanla izledim ki filmi. Duyguları, coşkuları, endişeleri öyle güzel yaşatmışlar ki attığım kahkahalarda crunch'ım şşşt yaptı bana, gözyaşlarımı burun çekmelerimi dindiremediğim için tanıdık (allahım bu kız yine ağlıyor) bakışlarına tüm metanetimle göğüs gerdim :))Filmin konusunu tekrarlamak istemiyorum, sadece bu zamana kadar ilk Türk yapımı arabayı sorsalar Anadol olarak cevap verecek olduğumu farkedip utanmamı sağladı. Benim bu filme gitmesem belki de hiç öğrenemeyeceğim bir detaydı.. Bunca emek veren o 23 mühendise büyük haksızlıktı! T gibi daha önceden duymuş olanlar da belki hayatları boyunca "yolda kalan araba" olarak tanıyacaklardı gerçekten.. Ne kadar hazin bir hikaye! Ve ne kadar güzel bir iş bunun beyazperdeye aktarılması!
"Adı Devrim olan bir arabayı zaten yolda yürütmezlerdi..."
Bu arada filmdeki kadro ve oyunculuklar, kıyafetler, doğallıklar ve 60ların hisleri de görülmeye değerdi.. En çok da Nilüfer rolündeki Seçil Mutlu.. Bayıldım kendisine! Bundan sonra kadroda ismini gördüğümde kesinlikle filmini izleyeceklerim listesine aldırdı kendisini!! Nasıl bir tatlılık ve doğallıkla oynadı, anlatamam :)
Filmle ilgili daha uzun süre konuşabilirim sanıyorum. Son kalan Devrim arabası şu anda Eskişehir'de Tülomsaş Müzesinde sergilenmekte, ve halen çalışır durumda. Ne kadar gurur verici!! Eskişehir'e yeniden gidince (oo! note to self! eskişehir gezisi!!) kesinlikle gidilip görülecekler listemde!
"Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz!!!"
6 Kasım 2008 Perşembe
Karakter Tahlili

Cok sevgili Beyaz Tavşan oldukça hoş bir kişilik testi hazırlamış...
Genellikle bu tip testlerin ücretsiz olmasına pek rastlanmamakla birlikte bu güzel test ücretsiz ve oldukça da tutarlı sonuçlar veriyor :)
Sitede sonuçlarınızı paylaşabileceğiniz bir yorum alanı mevcut da olsa, burada biz bizeyiz, gelin burada da paylaşalım diyorum ;)
Yönlendirmelere mahal vermemek için kendi sonucumu yorumlar kısmında paylaşacağım, siz de testi yaptıktan sonra ( soruları cevaplamak ve anahtarlamak 15 dakika civarı sürüyor) kendi sonuçlarınızı, size uygun olup olmadığını yorumlarda belirtirseniz çook sevinirim...
5 Kasım 2008 Çarşamba
Suffer Girl! :)
Dünden anlamalıydım aslında... O ıhlamuru içmeliydim teklif edildiğinde... Uykumu güzelce almalıydım... İpten inip terli terli tişörtle ipte makarna zıplattırmamalıydım...Ama hepsi oldu bir kere...
Belki olması da gerekiyordu...
Sonuç: Welcome suffer girl! Boğazımın ortasında koca bir top var! :)
Boğaz çakramın da tıkalı olabileceğii rivayetler arasında... Konuşmaktan, söylemekten çekindiğim konular, gergin durumlar, ifade edilme beklentisi nedeniyle gerilmiş olabileceği söylenmekte...
Çözüm?
Gökyüzüne bak, doğa yürüyüşleri yap... Turkuvaz giy...
Ihlamur iç... Kekik kaynat... Boğazına şal dola.. Bal yala... Yumurta hüplet...
Hepsi yapıldı...
eee?
neden hala zıplayarak çıkmadı bu top!
neden :)
29 Ekim 2008 Çarşamba
27 Ekim 2008 Pazartesi
Pire için yorganı ateşe verdiler!
Bunun haricinde aynı youtube ulaşımı gibi Ktunnel.com sitesindeki adres çubuğuna site adresi girerek ziyaret edebilirsiniz.. Buraya ulaştıysanız bunları zaten çoktan biliyorsunuzdur o da ayrı tabi :)
Bu konudaki delirmelerimi bu deneme yazısından sonra yeniden gündeme getireceğim. Eğer açabilir isem www.agacevdebirperi.wordpress.com adresinden bloguma ulaşabilir hale geleceksiniz ey türk gençliği..
Yurtdışı içinse ne kadar şanslı olduğunuzu söylemeden geçemeyeceğim..
İyi seyirler...
İfade özgürlüğümüzün de göz göre göre elimizden alınmasını boş ve bitkin gözlerle seyretmek dışında birşeyler yapmak istiyorum!
Söylentiye göre Digiturk tarafından açılan, LigTv yayınlayan bloglara karşı gerçekleştirilmiş bir dava sonucu TÜM blog siteleri kapatılmıştır..
Devam! Pire için yorgan yakmaya tam gaz devam!!
22 Ekim 2008 Çarşamba
Not Defteri 3
Bu not tutup yazmama işini bakalım nereye kadar götüreceğim.Şöyle yazmışken güzelinden yazayım dediğim için kısa kısa yazıları başımdan geçenlere haksızlıkmış gibi görüyorum, vakit ayırmadan yazmak istemiyorum ama böyle giderse de aklımdan uçup gitmelerinden korkuyorum... Yaşasın minik not defterim :)
1-Kalpli şekerlik eşliğindeki mükemmel müzikli "sen böyle gidersen fazla yaşamazsın" tadındaki uptown gecesi
2-Pempe panvurlu bahçeli ev, ördekler ve falfalfal :)
3- Max ödevlerim
Şimdilik bu kadar yine.. Birgün oturup topluca yazmam gerek! Günlük tutarken de böyle üşenirdim zaten bazı bazı, kısaca unutmamak için notlar alırdım, onlar da birikirdi, sonra dönüp bakınca hiçbişe hatırlamazdım :)
Burda öyle olmamalıı!
17 Ekim 2008 Cuma
Pac-Brain

Bu sıralar durdurulamaz bir öğrenme açlığım var!
Sırf bu yüzden Project Management ödevi yapıp Basic Networking öğrendim, algoritm filan dediler, güldüm geçtim bi mutlu oldum saçmaladım.
Yine bu yüzden okuduğum kitapları, yazarlarını hayatlarını araştırdım, onları araştırmışken akımları araştırmamak olmazdı onları da bir araştırdım.
Alakam olmayan bir şekilde politik görüşler ile ilgili komplolar, teoriler birşeyler öğrendim.
Teslacığımın ZPE konusu ile ilgili başlangıçlar yaptım.
Risk Society nedir aradım buldum, akıl babası kimdir ona baktım.
Bunca manasız şeyi büyük bir keyifle araştırdım... Resmen birileri birşeyler söylesin diye bekliyorum.. Beynim bir anda önüne gelen her türlü bilgiyi içmeye başladı, şaşırdım, keyif aldım, öğrendiklerimi unutma aşamasına gelmekten korktuğum için burada paylaşmak istedim :))
Buraya yazınca öyle yüzeysel öğrenmek gibi bir şansım olmayacağı için gerçekten ilgimi çeken konuları buraya yazıp, böylece unutmamayı garantilemek ve kendimi "bak başkalarının okuduğu birşeyler hakkında sallapati atıp tutamazsın" diye konuyu özümsemek zorunda bırakmış olacağım.
Pac-Brain serisine hoşgeldiniz :)
Umarım bu bilgi açlığım hiç geçmez!
onları pizza sananları kınıyor ve yanlışlarını görmeye davet ediyorum ;)
13 Ekim 2008 Pazartesi
feylesof-1
öyle miyim ben de gerçekten... yoksa aslında yeni birilerine kendimi tanıtmak mı istiyorum... ben beni tanıyamadım çözemedim, belki siz çözesiniz mi demek, kendini bırakmak, bıkmak, bezmek mi bu?
yazasım da yok belki, daha ziyade konuşasım var, çimlere yayılıp, şarap açıp, felsefe yapmak, sevilmek, sevmek, ilgi bilgi paylaşmak, gülmek, düşünmek, kederlenmek...
hep böyle virgüllerim var, "bi de" lerim var, nedensizce, 3 noktalarım var, kararsızlıklar... yazdıkca daha neler neler çıkıyor ama hep virgül kullanılmaz ki, nokta gerekli bazı yerlerde.
"değişmeyen herşey yokolmaya mahkumdur" ortaokul yılları.. değiştik, var mı olduk peki böylece? gerçekliklerden bi haber, kalbimiz baskın desek de beynimizi kullanarak, gözlüklerimizi pembe sanıp çıkarmazken belki çoktan tozlandıklarını anlamak...
daha neler keşfetmek, neler konuşmak, görmek, yaşamak istiyorum. bir yandan da kıpırdamamak, oturmak, sadece bildiğim güvendiğim noktada kalmak.
bacaklarımı önüme uzatıp oyuncaklarla oynamak...
10 Ekim 2008 Cuma
Gökyüzünün marifeti

Bugün hava çok kararsız durumda...
Kapalı olmak istiyor ama güneş ışıkları çıkıyor orasından burasından bulutların, sanki zaten kafası karışık olanların ruhlarını gökyüzünden yansıtıyor, dünyaya yayın yapıyor...
Ya da ben böyle hissediyorum. Güzelliklere, hüzünlere, yağmura, hasrete, mutluluğa gebe bir gökyüzü var karşımda
Ve benim içimde kocaman bir mutluluk var... O kadar mutluyum ki söylemeye utanıyorum* cinsinden bir mutluluk! Nereden gelir nereye gider bu mutluluk, neden aniden sarılasın gelir birilerine, ve kimsenin kötü olamayacağına inanırsın?
Evrene güvenini nasıl tazeler ufak bir duygu, ki aslında belirli bir neden bile yokken kimbilir hangi ufak böceğin kanadına takılıp sen görmeden gelir yerleşir aklına, kalbine...
Birazı Crebro sayesinde, biliyorum, öylesine iç açıcı ki, böyle olabilir geleceğim diyorum, umut doluyorum, istekle taşıyorum...
Gözlerim sanki kuş olmuşlar uçuyorlar bir yerlerde...
:))) Mutluyum...
* Voltaire. Hülyacığımdan duymuştum.. Öyle hoşuma gitti ki, kullanmadan edemiyorum

