Yazılanların içeriğinin dengesiz olmasından, uzun süreli aralıklardan, kötü esprilerden, güzelliklerden, çirkinliklerden, paylaşımlardan, sessizliklerden, sorulardan, cevaplardan, fikirlerden, kendini beğenmişliklerden blog sahibi sorumludur. Bu durumdan da çok memnundur. Blog ermiş kedi cingöz ve sapsal köpek majör'e ithaf edilmiştir.

16 Mart 2009 Pazartesi

TEMBEL

Uzun zamandır sevgili bloguma yazı eklemiyorum.. Bunun en büyük nedeni şu an kullandığım bilgisayarın benim isteklerim için fazla fazla yavaş olması.. Bu yazıyı bile 15 dakikadır hazırlamaya çalışıyorum, ufak bir resim eklemekti çabam, ama pes ettim, biraz daha denesem biliyorum ki çıldırıp yazıyı da yazmayacağım :) O nedenle sadece sözcüklerimiz sizlerle :P (resim dediğim ise sırtüstü yatan tembel bir aslan resmiydi, heyecana gerek yok)

Güzel projeler var kafamda, yazılarla ilgili, yeni bir blogla ilgili, çizimler ile ilgili.. Ancak gerçekten bu bilgisayar ile bunlar keyif değil azap oluyorlar, bu nedenle eski bilgisayarımı (üşenmeden) sahibinden ve gitti gidiyor'a koyup (ayrıca patenlerimi, hokey kıyafetlerimi, cdlerimi, kaset çalarımı, çeşitli mutfak eşyalarını, eski monitörümü vs) gelen para ve boşalan alanı değerlendirmek için yeni bir bilgisayar (çizim programlarını kaldırabilecek kapasitede :)) ve o yeni bilgisayar için yenilenmiş bir alan (bkz: çatının dönüşümü projesi) için çalışmalarım başlamıştır.. Bu cümle biraz uzun olduğundan devrik olmuş olabilir, ama yazının başlığına sırtımı dayayarak baştan okuyup kontrol edip düzeltmiyciğğğğmmmmm :D

Şimdi bana sabır ve şans dileyin! Yakında bahar temam, güzel eklentilerim, çizimlerim ve heyecanımla karşınızda olacağım...

Sevgiler!

14 Ocak 2009 Çarşamba

Kartalkaya ve Şömine

Geçen haftasonu Kartalkaya'ya gittik günübirlik... Kriz geldi mi, biz para harcamaya doyamayız!

Bir hafta boyunca plan yapmaya çalıştık, neresi ile gidilirse daha karlı olur, kimler gelir, nasıl yapalım diye ve sonunda kartutkusu Ankara ekibi olarak bir tur ayarlandı. T, iroşima ve meneking ile büyük bir heyecanla hazırlandık, Cumartesi sabah 5te Cepanın önünden otobüse bindik. Yol boyunca biz iroşima ile uyuyabilmek için binbir şekile (bkz: atkıyı kafaya dolamak, kendini camla bütünleştirmek, kulak tıkaçları hayal etmek) girdik, nafile oldu ama yine "bu olaya bi çözüm bulmak lazım" atasözünde olduğu gibi yıllardan ve yollardan sonra iroşimamla aynı anda kahkahalar atmak, sadece bir bakışla herşeyi açıklamak ve bilimum saçmalamak çok çok keyifliydi!
Tepede fiyatlar yüksek diye dağ eteğinde kiraladık boardlarımızı... günlük 30 ytl takım kirası.. aldık bindik minübüse, çıktık yola... Dağa sonunda vardığımızda ben kendimden hiç emin olmadığım için noolur lütfen nidalarıyla yanlız bırakılmamı önlemeye çalışıyordum :) Ama boardları takınca hiç de unutmadığımı, gayet de güzel kaydığımı farkettim, hafiften bir kendime geldim, neşelendim...Hava inanılmaz güzeldi!! O güzel koyu mavi gökyüzü ve güneş! Önceki gün kar yağmış, pist yumuşacık, kar rüzgarla yağmış heralde ki, tüm ağaçlar, telesiyej direkleri sanki kremşantiyle kaplanmıış gibi, köpük köpük!! :) T ile deli gibi hiç düşmeden topuk burun yaparak pistten aşağıya bıraktık kendimizi.. Pistte ufak bi viraj vardı, T virajı dik keselim bolkardan gidelim dedi, yani aslında pistten neredeyse hiç ayrılmamış oluyorduk.. Ağırlığını eşit ver, hiç başka şey yapma, en önemlisi de sakın durma dedi.. Başladım, güzel. Kaydım bi süre, sonra ufak bi panik oldum, öne ağırlık gelince bordun önü takıldı kara.. Uçtum!... Ve kara balıklama atladım!.. Ve... Hiçbirşey olmadı!!!! Mükemmeldi!!!! Pamuklara düşmüş gibiydim! Kahkahalar ve çığlıklarla kalktım tekrar kaydım yine düştüm bayıldım ve bol kara hasta oldum!! :)

İşteee, sonraki fecahat de tam bundan kaynaklandı... Önce ufakca uzaklaştım pistten.. T de takip etti.. Baktık yolun devamı yok, yani kayalara gidiyor ve dümdüz, çıkardık boardları bata çıka piste döndük... Sonra bir süre pistte kaydık eylendik... Daha sonra en korkunç bolkar macerası bir çığ misali büyüdü... Yine piste yakın gitmeye çalışırken ben yön değiştiremeyerek sol tarafa daldım, ki orası hem kayalık hem daracık hem ağaçı hem de daha önce geçen boardcular tarafından bozulmuş bir bolkardı... Sanıyorum bi 8 kere düştüm!! :) Kalkıyorum hooop tekrar, düz yan ön arka.. Ter içindeyim, gülüyorum kara yatıyorum, küfrediyorum, allahım sen büyüksün diyorum, bol kara kafam girsin diye kafamı sokuyorum! Tam delirdim :)
Bir şekilde kurtulduğumuzda (yuvarlanarak piste düşmeyi içeren) board giycek halim olmadığı için bordun ortasına oturup kendimi bıraktım pistten aşağı...Felaket!!!! Sürekli suratıma karlar çarpıyor, önümü göremiyorum, board ayakkabıları durmamı önlüyor, dirseklerimi bastırıyorum, ayaklarımı itiyorum, ı ıh, duramıyorum işte, ağaç mı var ölücem mi bilmeden suratımda kar birikiyor şekilde gidiyorum!!!!! Kendimi yana atıp durdum, board yine uçup kara saplandı az ilerideki :) Yüzümü temizleyip artık benden gına gelmiş olan Tye özür diler bir bakış atıp bordumu giydim yeniden.. Tabi bu arada kar girmeyen bir zerrem yoktu :D Sonra ama ayağa kalkıp kaymaya başlayınca insanın umrunda olmuyo yüzü mü donmuş elbisesinin içinde bir kardan adam mı besliyormuş, az önceki eforları nedeniyle eve geldiğinde kıpırdayamaz duruma mı gelecekmiş... Hiiiç :D
Tabi yorulduğum için düşmemeye çaba harcamayıp pat küt atıyorum kendimi yere... Sonradan farkettim ki kalkmak düşmeme çabasından daha çok enerji gerektiriyor, düşmemeye karar verdim. :P Öğlen chocolate cafede şömine başına oturduk... Montumun içerisindeki kardanadamı azat ettim ve dünyada en sevdiğim iki kova'mın arasına bıraktım kendimi!! İroşima bira söyledi, T çilekli white chocolate, ve beynine biraz olsun glikoz gitmesini isteyen ben, sufle.. T ve İ kalktıktan sonra dahi enerjimi toplamam çok zaman aldı!
Sonra bir enerji topla, kalk, yeniden kay, ilk kez teleski dene, hmm şahane, hiç düşmeden çık, bacak ağrısından şikayet et, kay kay kay, bir yanında güneş, diğer taraftan dolunay doğarken manzaraya hasta ol, kıpırdamadan dur, dolunayın karlı çamların üstüne süzülüşünü izle, dolunaya odaklanıp kay, derin nefesler çek, yanlışlıkla bol kara gir, çıkama, nalet et, bi daha bol kar görünce son hız kaçmayı akla not et, bi şekilde çık, debelenmekten ölmüş olarak git kafeye otur, hatta sız :)
Teleskiler kapanmaya yakın tepeye çıkmak için baby lift'e muhtaç olduk.. Baby lift denilen yuvarlak şeyi neremde nasıl tutamayacağını anlamayan ben, ilk 5 denemede 3 cm çıkıp, elimden kaçırıp, yardım eden adamın üzerine doğru yalvarır bakışlarla geri geri kaydıktan sonra 6. denemede bir şekilde yapıştım o allahın bir tür cezası olduğuna kanaat getirdiğim baby lift'e.. Ve para gliding yaptım :D önümdeki herkesin gittiği yol (ki bu baby liftin tam altına denk geliyor, oysa ki benim lift ipim bu doğrultuya 45 derece açı yapıyor) benim 1 metre sağımda kalmış, panikle yuvarlak zımbırtıya tutunmuşum, ama önümde bir tepe var!! Bıraktım, nalet olsun dedim, çıkardım boardları ve yürüdüm tepeye :)

Akşam da yolda Üç kardeşler'de mantı/erişte yedik, dönüş yolunda yolluklarımızı tükettik, ve otobüsün sıcağında ankaraya gelene dek sızdık... Şahaneydi!!

Pazar günü ise vücudumdaki tüm kaslar ağrıdığı için evden burnumu çıkarmayarak Tye şımardım... T de bana bol bol şömine yakarak, piza ısmarlayarak ve kahvaltıda cips-nutella yedirerek bu görevini başarıyla tamamladı :) Hele ki sarılıp şömineyi izlerken uyuyakalmak...
Geçirdiğim en keyifli haftasonuydu desem, çok da abartmış olmam sanırım...

2 Ocak 2009 Cuma

İstanbul

Bayramda 2 gün İstanbul'a kaçtık.. Aslında biz "gençler" olarak uyuşuk uyuşuk evde otururken "büyükler" dediğimiz şuşu'm, nilo'm ve annanecim trene atlayıp İstanbul'a gitmeye karar verince silkinip kendimize geldik!!

Önce tren için bir araştırma yaptık.. Örtülü kuşetli! 4 kişilik yatılabilecek bir vagon! Şahane! :) Hem de çok ucuz! Hem de İstanbul'a trenle gitmek... mmmmm :)

Sonra kalacak yer, google, search, İstanbul hostel...Oldukça güzel gözüken uygun fiyatlı, bol yabancılı bir hostel! Leziz!

Atlayıp gittik.. Taksim'de kaldık, bol bol İstiklal'i turladık, üşüdük, yeni yerler denedik, tünel'e gittik, tramvay'a bindik, fransız sokağını arşınladık, vapura bindik, beşiktaşa, eminönüne, kabataş'a, bağdat caddesine, ortaköy'e gittik, hızlıca gezdik, pek bişe görmedik, daha ziyade İstanbul havası soluduk ve çok mutlu olduk!! :)

Minnoşcum'la da GS Lisesi önünde buluştuk!! Evet evet, minnoscumla buluştuk! Heycanla aradık, o anda birbirimizi gördük, koştuk sarıldık, konuştuk, 45likte bira içtik, İstiklal'de "piyasa" yaptık.. Hemen kanımız ısındı (sanki bu 5 ayda ısınmamıştı! :)) İnsan kardeşini çok komik tesadüflerle de bulabilirmiş bunu gördük.. Baktım gördüm, resimlerinden daha da güzel (hihi, kızarır burayı okurken o simdi), dünya tatlısı, iyki Ayvalık'tan Bodrum'a geçmem gerekmiş dedirtesi!!

Tanışma hikayemizi bilare anlatırım ama.. İstanbul'un ışıkları, kokusu, taksicileri ve minnoscumun tadı damağımda kaldı! En kısa zamanda yeniden!!!

2009

Artık yeni bir yıldayız!! :)

Kafamda çok şey var yazmak için ama öylesine karışıklar ki, buraya nasıl dökebileceğimden emin olamadım :)

Öncelikle bu blogu takip eden herkesin yeni yılını koocccaman kutluyorum!! Hatta üşenmeyip yazmak istiyorum, çünkü sizleri çok seviyorum...

Canım ailem, annem, sevgili abim, jankacım, nilo'm, ve gönül ablacım :)

Bitanecik arkadaşlarım, crunch, sweet, bircem, tubikom, meneking, mx, hboy, pişicim, einstein, gökse..

Bu blog denilen deryada karşılaştığım canlarım, minnoscummm, seducum, ugandalı meltemcim, crebro, hülyacım ve site gezmesinde karşılaştığım daha niceleri..

Tabi ki ; T..

Saymadıklarım sanmasınlar ki onların yeni yılını kutlamiyorum, beni en sık ziyaret edenlere bi minnet borcu sayalım burdan anılmalarını ama :) Sağolun beni hiç yanlız bırakmadığınız için!!!!

Umarım yeni yılınız size huzur (en çok!), mutluluk, sağlık, başarı, farkındalık, kendinle barışıklık ve aslında olan herşeyin yaşanmaya değer olduğunu göstericek bi bakış açısı getirir!!

Güzel Seneler!!!! :)

*yılbasını yine 6lı ailemiz olarak kutladık, sol üstteki kalpleri onlara adıyorum ;)

**bitanecim, şuşucum, herşeyimcim! sizsiz bi yılbaşı benim için çok zor olacak eminim! aynı, kar yağışını bizim sitede görmemek gibi birşey.. seviyorum sizi!!!

*** bu resmi çok sevmedim ki ben, küçülsün!

15 Aralık 2008 Pazartesi

Let it snow, let it snow, let it SNOW :)

Gördüğünüz gibi ağaçevime kar yağmaya başladı!! Madem burda Aralık ortasında pencereden giren güneş ile sıcacık oturuyoruz, bari ağaçevim kış havasına bürünsün istedim :)
Bu efekti cok aradıktan sonra, kafamın html'ye cok da basmadığını farkedip (luğp muğp;)) kolay bir yöntem ile bu efekti veren bir site buldum. Sadece Yerleşim ayarlarından ufak bi html gadget ekleyerek bu güzel görüntüye kavuşmuş oldum...
Hızını, boyunu, rüzgarını ayarlayamasam da, benim gibi bir üşengeç için biçilmiş kaftan oldu! :)

Benim üşengeç kar tanelerime burdan ulaşabilir, html konusunda kendinize güveniniz benimkinden yüksek ise de bu siteye veya bu siteye bakabilirsiniz!

Bırakın blogunuza kar yağsın! :)

5 Aralık 2008 Cuma

Kızıl oldum :)


Dün gece yine midemin kaldırabileceğinden fazla şekilde kabak çekirdeği yedikten, ve tok karınla spor yapmamaya karar verdikten sonra en azından kayatımdaki başka birşeyi değiştirmeye karar verdim; SAÇIMI...

Evdeki eskiden kalma kızıllarım ile şimdiki saç rengim bronz-sarıyı karıştırdım.. Eldivenlerimi taktım, saatimi kontrol ettim (ne de olsa 20:30da T gelecekti almaya beni) ve başladım boyamaya... Tabi bu sırada eski boyalardan dolayı "aplikasyon aparatı"nın ucu tıkanınca, tüm boyayı başka bir kaba boşaltıp eski bir dişfırçası aldım elime. Güzel, çok da güzel oluyor önleri oh oh, ooo saate bak, acele hadi... Derkenn.. Boya bitti :) Elimdekinin hepsini binbir yöntemle saçıma sürdükten sonra alacalı bir sürreal tabloya benzeyeceğimi hayal ederek beklerken ben, T aradı! Erken gelmekle ilgili birşeyler söylerken ben banyoya koşup bir elimde telefon, etrafı toplamaya, kırmızı beneklerle süslenmiş annemin beyaz banyo örtüsündeki lekeleri çamaşır suyu ile çıkarmaya çalışırken, soğukkanlı şekilde "ben buçuk diye ayarlamıştım kendimi ama sen nasıl istersen, hazırlanabilirim" dedim. Allahtan beni bilen sevgili T bu teklifimi kabul etmedi! :)

Hızlıca banyoya girdim.. Ve saçımı kızıla boyamanın en eğlenceli kısmı başladı!!! Duşun altında dururken, kıpkırmızı boya boynumdan akıp ayaklarımın altında kızıl bir göl oluşturdu.. Banyoda ellerimi kırmızı suların altına tutarak vahşi kahkahalar atıp, vampir pozları verdim kendi kendime! Ayaklarımın altındaki kırmızıya boyanmış küvette cup cup diye sesler çıkardım, elimden aşağı akan kırmızı suları seyrettim!! Saçını kızıla boyadıktan sonra bu zevki yaşayan tek deli ben miyim diye düşündüm, içimdeki vahşetten ürperen yanımı sevecen bi kahkaha ile yatıştırdım ve aceleyle duşumu alıp banyodan çıktım. Saçımı kurutup giyinmemle birlikte tam 20:30da hazır olmuş önü kızıl, arkası koyu kahverengi saçları ile gözlerinin bu saç rengiyle yeşil gibi gözüktüğünü düşünen ufak hayalperest bi periciktim!!

Geride kalanlar ise pembe benekli bir banyo örtüsü ve ayaklarımın altında biriken kızıl sulardı...

27 Kasım 2008 Perşembe

Kömül!

Armada otoparkında rastladım kendilerine... Biraz endişeli mi görünüyorlardı, insanlardan mı korkmuşlardı yoksa araba farları mı rahatsız etmişti onları bilemedim... Tam yemek saatleriymiş, ürkütmeden bir resimlerini çektim...

Miyazaki Vol.2

TOTORO

Dün öksürükler arasında boğulan Pişimin yanına gittim moral desteği için... Tabi gitmeden önce ufak bir alışveriş yaptık, peynirli risotto; salata için kereviz, ceviz ve yoğurt; sıcak şarap için şarap, elma ve portakal; atıştırmak için naneli chocolove; ve peynir tabağı için 5 çeşit peynir aldık! Bunların detayları bir sonraki yazının konusu ;)

Gecenin ilerleyen vakitlerinde pişimin koltukta, benimse ayaklarının dibinde uzanmış halde izlediğimiz film, My Neighbor Totoro, ise bu yazının...Tam kıvamında bir sıcak çukulata içmişcesine bir hisle uykuya dalmamı sağlayan...

Film, Mei ve Satsuki isimli iki kardeşin babalarıyla birlikte yeni taşındıkları evin "perili" olduğunu farkedip, yalnızca çocukların görebileceği "orman ruhu" to to ro'yla yaşadıkları fantastik macerayı anlatıyor.. Yukarıdaki sahne Mei'nin totoro ile ilk tanışmasını gösteriyor..

Veee yine ve yeniden soot ball dediğimiz kömül topcukları çıktı karşıma!! :)) Ve bir o kadar tatlı minik ruh totoro vardı!!! Bunların dışında beni biraz korkutmakla birlikte Miyazakinin yaratıcılığına bir kez daha hayran kalmamı sağlayan yumuşacık koltuklu kedibüs ...

Filmde Mei'nin Totoro'nun bulunduğu ormanın kalbine düşmesinden, kedibüsün suratına kadar bana Alice Harikalar Diyarında'yı hatırlatan bir çok ufak detay olmakla birlikte, bir Miyazaki filmi olarak, Mei'nin ifadeleri, koşturuşu, heyecanı, uyuyuşu, "mmaaattteeeee" diye bağırışları, hissettirdikleri ile, Alice'den alakasız ve muhteşem bir film bence!!

İzleyin derim ;)

17 Kasım 2008 Pazartesi

Makarna Anime Günü :)

Dün PiŞicimmlerde makarna ve pamuk şeker eşliğinde Spirited Away izledik :) tabi bir de "ne çok cips"imiz vardı :)) Ben ilk yarısını daha önceden izlemiştim, oldukça keyifli gelmişti, heyecanla beklemiştim ikinci yarısını.. ama ilk yarısını daha çok sevdim.. benim için hep ilk yarısı olarak kalacak kalbimde...
Anime ile tanışmamı ilk Shibi sağlamıştı ama gerçekten izlemeye başlamam Pişicim sayesinde oluyor işte.. Proceksiyon odamısda fındık kapuklarıyla tepişe gülüşe izledik..
Filmi kesinlikle tavsiye ederim!!
Miyazaki rules meeeenn =P
Makarnayı da kesinlikle tavsiye ederim!!
Pişi is ma'meen sistaa!! :) Zaten sırf bu makarna için değil miydi tüm kahve planlarını iptal edip eve geçmek :) Çikolatalı tostum da artık bir dahaki sefere ;)
Film'e dönecek olursak.. Film gerçekten olağanüstü bir hayalgücü, inanılmaz karakterler, iyi kötü arasında incecik çizgilerle bezenmiş!! Bu Miyazaki'nin izlediğim ilk filmi, ama son olmayacağından eminim! İzlerken Eins "hepsi elle cizilmiş olamaz" diyerek beni bu ihtimale sürüklemiş ve hayret içinde sahnelerin iyice içine düşmemi sağlamıştır. Karakterlerin her birini evimde beslemek istemem ve etrafta "kömül" diye sayıklayarak gezinmemi sağlayan filmin konusuna gelirsek; Chihiro isimli küçük bir kızın ailesiyle yaptığı yolculuk sırasında keşfettikleri bir "theme park"a girmeleri ile başlayan fantastik bir macerayı anlatıyor. Filmin geçtiği yer tanrıların arınmaya gittiği kocaman bir hamam dersem ne derece fantastik olduğuna dair bir fikir oluşur belki !
Vee filmdeki en sevdiğim karakterlerin bi resmi gelsin miiii ?

PS:Einstein'a burdan kolu için özürlerimi iletiyorum :)

13 Kasım 2008 Perşembe

İyki doğmuş bu crunch! :)

Çok çok çok sevgili, bitanecik, minnacık, ruh eşicik, sempatikcik, asabicik, süslücük, güzelcik, sırdaşcık olguncuk, leziz yemek yapancık, ruhumu şımartancık, en bi rahat kavga edebildiğim, en bi net konuştuğum, en bi kızkardiş modunda saçsaça başbaşa didişip 3 dakika sonra gülüşüp mıncıklaştığım bitanecik CRUNCHym!!

İyki doğmuşsun!! :)

12 Kasım 2008 Çarşamba

Ya yaparsak!!

Devrim arabalarına gittik Pazartesi günü (gnctrkcll ;)). O kadar beğendim, o kadar keyifle ve heyecanla izledim ki filmi. Duyguları, coşkuları, endişeleri öyle güzel yaşatmışlar ki attığım kahkahalarda crunch'ım şşşt yaptı bana, gözyaşlarımı burun çekmelerimi dindiremediğim için tanıdık (allahım bu kız yine ağlıyor) bakışlarına tüm metanetimle göğüs gerdim :))

Filmin konusunu tekrarlamak istemiyorum, sadece bu zamana kadar ilk Türk yapımı arabayı sorsalar Anadol olarak cevap verecek olduğumu farkedip utanmamı sağladı. Benim bu filme gitmesem belki de hiç öğrenemeyeceğim bir detaydı.. Bunca emek veren o 23 mühendise büyük haksızlıktı! T gibi daha önceden duymuş olanlar da belki hayatları boyunca "yolda kalan araba" olarak tanıyacaklardı gerçekten.. Ne kadar hazin bir hikaye! Ve ne kadar güzel bir iş bunun beyazperdeye aktarılması!

"Adı Devrim olan bir arabayı zaten yolda yürütmezlerdi..."

Bu arada filmdeki kadro ve oyunculuklar, kıyafetler, doğallıklar ve 60ların hisleri de görülmeye değerdi.. En çok da Nilüfer rolündeki Seçil Mutlu.. Bayıldım kendisine! Bundan sonra kadroda ismini gördüğümde kesinlikle filmini izleyeceklerim listesine aldırdı kendisini!! Nasıl bir tatlılık ve doğallıkla oynadı, anlatamam :)

Filmle ilgili daha uzun süre konuşabilirim sanıyorum. Son kalan Devrim arabası şu anda Eskişehir'de Tülomsaş Müzesinde sergilenmekte, ve halen çalışır durumda. Ne kadar gurur verici!! Eskişehir'e yeniden gidince (oo! note to self! eskişehir gezisi!!) kesinlikle gidilip görülecekler listemde!

"Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz!!!"

6 Kasım 2008 Perşembe

Karakter Tahlili


Cok sevgili Beyaz Tavşan oldukça hoş bir kişilik testi hazırlamış...
Genellikle bu tip testlerin ücretsiz olmasına pek rastlanmamakla birlikte bu güzel test ücretsiz ve oldukça da tutarlı sonuçlar veriyor :)

Sitede sonuçlarınızı paylaşabileceğiniz bir yorum alanı mevcut da olsa, burada biz bizeyiz, gelin burada da paylaşalım diyorum ;)

Yönlendirmelere mahal vermemek için kendi sonucumu yorumlar kısmında paylaşacağım, siz de testi yaptıktan sonra ( soruları cevaplamak ve anahtarlamak 15 dakika civarı sürüyor) kendi sonuçlarınızı, size uygun olup olmadığını yorumlarda belirtirseniz çook sevinirim...

5 Kasım 2008 Çarşamba

Suffer Girl! :)

Dünden anlamalıydım aslında... O ıhlamuru içmeliydim teklif edildiğinde... Uykumu güzelce almalıydım... İpten inip terli terli tişörtle ipte makarna zıplattırmamalıydım...
Ama hepsi oldu bir kere...
Belki olması da gerekiyordu...
Sonuç: Welcome suffer girl! Boğazımın ortasında koca bir top var! :)

Boğaz çakramın da tıkalı olabileceğii rivayetler arasında... Konuşmaktan, söylemekten çekindiğim konular, gergin durumlar, ifade edilme beklentisi nedeniyle gerilmiş olabileceği söylenmekte...
Çözüm?
Gökyüzüne bak, doğa yürüyüşleri yap... Turkuvaz giy...
Ihlamur iç... Kekik kaynat... Boğazına şal dola.. Bal yala... Yumurta hüplet...
Hepsi yapıldı...

eee?
neden hala zıplayarak çıkmadı bu top!
neden :)

29 Ekim 2008 Çarşamba

27 Ekim 2008 Pazartesi

Pire için yorganı ateşe verdiler!

Bu siteyi bir şekilde takip eden insanlara işkence çektirmemek adına bir adet de Wordpress sitesine siteyi kopyalayıp, sevgili Diyarbakır 1. Sulh Ceza mahkemesinin kafasına esmesi sonucunda bir oraya bir buraya taşınarak işleri yürütmeye çalışacağım...

Bunun haricinde aynı youtube ulaşımı gibi Ktunnel.com sitesindeki adres çubuğuna site adresi girerek ziyaret edebilirsiniz.. Buraya ulaştıysanız bunları zaten çoktan biliyorsunuzdur o da ayrı tabi :)

Bu konudaki delirmelerimi bu deneme yazısından sonra yeniden gündeme getireceğim. Eğer açabilir isem www.agacevdebirperi.wordpress.com adresinden bloguma ulaşabilir hale geleceksiniz ey türk gençliği..
Yurtdışı içinse ne kadar şanslı olduğunuzu söylemeden geçemeyeceğim..
İyi seyirler...
İfade özgürlüğümüzün de göz göre göre elimizden alınmasını boş ve bitkin gözlerle seyretmek dışında birşeyler yapmak istiyorum!

Söylentiye göre Digiturk tarafından açılan, LigTv yayınlayan bloglara karşı gerçekleştirilmiş bir dava sonucu TÜM blog siteleri kapatılmıştır..

Devam! Pire için yorgan yakmaya tam gaz devam!!

22 Ekim 2008 Çarşamba

Not Defteri 3

Bu not tutup yazmama işini bakalım nereye kadar götüreceğim.
Şöyle yazmışken güzelinden yazayım dediğim için kısa kısa yazıları başımdan geçenlere haksızlıkmış gibi görüyorum, vakit ayırmadan yazmak istemiyorum ama böyle giderse de aklımdan uçup gitmelerinden korkuyorum... Yaşasın minik not defterim :)

1-Kalpli şekerlik eşliğindeki mükemmel müzikli "sen böyle gidersen fazla yaşamazsın" tadındaki uptown gecesi

2-Pempe panvurlu bahçeli ev, ördekler ve falfalfal :)

3- Max ödevlerim

Şimdilik bu kadar yine.. Birgün oturup topluca yazmam gerek! Günlük tutarken de böyle üşenirdim zaten bazı bazı, kısaca unutmamak için notlar alırdım, onlar da birikirdi, sonra dönüp bakınca hiçbişe hatırlamazdım :)

Burda öyle olmamalıı!

17 Ekim 2008 Cuma

Pac-Brain


Bu sıralar durdurulamaz bir öğrenme açlığım var!
Sırf bu yüzden Project Management ödevi yapıp Basic Networking öğrendim, algoritm filan dediler, güldüm geçtim bi mutlu oldum saçmaladım.
Yine bu yüzden okuduğum kitapları, yazarlarını hayatlarını araştırdım, onları araştırmışken akımları araştırmamak olmazdı onları da bir araştırdım.
Alakam olmayan bir şekilde politik görüşler ile ilgili komplolar, teoriler birşeyler öğrendim.
Teslacığımın ZPE konusu ile ilgili başlangıçlar yaptım.
Risk Society nedir aradım buldum, akıl babası kimdir ona baktım.

Bunca manasız şeyi büyük bir keyifle araştırdım... Resmen birileri birşeyler söylesin diye bekliyorum.. Beynim bir anda önüne gelen her türlü bilgiyi içmeye başladı, şaşırdım, keyif aldım, öğrendiklerimi unutma aşamasına gelmekten korktuğum için burada paylaşmak istedim :))

Buraya yazınca öyle yüzeysel öğrenmek gibi bir şansım olmayacağı için gerçekten ilgimi çeken konuları buraya yazıp, böylece unutmamayı garantilemek ve kendimi "bak başkalarının okuduğu birşeyler hakkında sallapati atıp tutamazsın" diye konuyu özümsemek zorunda bırakmış olacağım.

Pac-Brain serisine hoşgeldiniz :)
Umarım bu bilgi açlığım hiç geçmez!

*oradaki garip sarı şeyler ufak beyinler,
onları pizza sananları kınıyor ve yanlışlarını görmeye davet ediyorum ;)

13 Ekim 2008 Pazartesi

feylesof-1

kendimi açıklamaya çalışmaktan yoruldum, yeni birine kendini tekrar tanıtmak, dereotu sevmem bilmemne...

öyle miyim ben de gerçekten... yoksa aslında yeni birilerine kendimi tanıtmak mı istiyorum... ben beni tanıyamadım çözemedim, belki siz çözesiniz mi demek, kendini bırakmak, bıkmak, bezmek mi bu?

yazasım da yok belki, daha ziyade konuşasım var, çimlere yayılıp, şarap açıp, felsefe yapmak, sevilmek, sevmek, ilgi bilgi paylaşmak, gülmek, düşünmek, kederlenmek...

hep böyle virgüllerim var, "bi de" lerim var, nedensizce, 3 noktalarım var, kararsızlıklar... yazdıkca daha neler neler çıkıyor ama hep virgül kullanılmaz ki, nokta gerekli bazı yerlerde.

"değişmeyen herşey yokolmaya mahkumdur" ortaokul yılları.. değiştik, var mı olduk peki böylece? gerçekliklerden bi haber, kalbimiz baskın desek de beynimizi kullanarak, gözlüklerimizi pembe sanıp çıkarmazken belki çoktan tozlandıklarını anlamak...

daha neler keşfetmek, neler konuşmak, görmek, yaşamak istiyorum. bir yandan da kıpırdamamak, oturmak, sadece bildiğim güvendiğim noktada kalmak.

bacaklarımı önüme uzatıp oyuncaklarla oynamak...

10 Ekim 2008 Cuma

Gökyüzünün marifeti


Bugün hava çok kararsız durumda...
Kapalı olmak istiyor ama güneş ışıkları çıkıyor orasından burasından bulutların, sanki zaten kafası karışık olanların ruhlarını gökyüzünden yansıtıyor, dünyaya yayın yapıyor...
Ya da ben böyle hissediyorum. Güzelliklere, hüzünlere, yağmura, hasrete, mutluluğa gebe bir gökyüzü var karşımda
Ve benim içimde kocaman bir mutluluk var... O kadar mutluyum ki söylemeye utanıyorum* cinsinden bir mutluluk! Nereden gelir nereye gider bu mutluluk, neden aniden sarılasın gelir birilerine, ve kimsenin kötü olamayacağına inanırsın?
Evrene güvenini nasıl tazeler ufak bir duygu, ki aslında belirli bir neden bile yokken kimbilir hangi ufak böceğin kanadına takılıp sen görmeden gelir yerleşir aklına, kalbine...
Birazı Crebro sayesinde, biliyorum, öylesine iç açıcı ki, böyle olabilir geleceğim diyorum, umut doluyorum, istekle taşıyorum...
Gözlerim sanki kuş olmuşlar uçuyorlar bir yerlerde...
:))) Mutluyum...


* Voltaire. Hülyacığımdan duymuştum.. Öyle hoşuma gitti ki, kullanmadan edemiyorum