Yazılanların içeriğinin dengesiz olmasından, uzun süreli aralıklardan, kötü esprilerden, güzelliklerden, çirkinliklerden, paylaşımlardan, sessizliklerden, sorulardan, cevaplardan, fikirlerden, kendini beğenmişliklerden blog sahibi sorumludur. Bu durumdan da çok memnundur. Blog ermiş kedi cingöz ve sapsal köpek majör'e ithaf edilmiştir.

9 Ocak 2012 Pazartesi

21 Day Yoga Challenge




Bugun Yoga Journal "21 Gun Yoga" daveti basladi! Bu davetin amaci 21 gun boyunca her gun 1 yoga serisi yapmak, 1 ogunu vejetaryen yemek ve 15 dakika meditasyon yapmak icin gereken zemini hazirlamak :)

Kayit oldugunuzda her gun gunun yoga vidyosu, vejetaryen tarifi ve meditasyon rehberligi mail olarak elinize ulasiyor, ben bilmem ki bahanesi ortadan kalkiyoo ;))

Henuz kayit olmadiysaniiiz tiktik

Yarin sabah baslayin! Tam zamani simdi! ;)

-------------------------------------------------------

Today Yoga Journal's 21 Day Yoga Challenge has started! If you haven't signed up yet, you can do it here ;)

The challenge is to do 1 yoga practice, have 1 vegetarian meal and do 15 minutes meditation EVERY day. When you sign up, you receive daily e-mails with practice videos, veggie recipes and audio guided meditation with some tips and tricks :)

Start today!! It's just on time ;)

3 Ocak 2012 Salı

Chasing myself..


Bu blog bi degisim icindedir, duyurulur!
Bundan sonra yazilcak yazilarin modu, icerigi, dili ve konusu tamamen degisken olabilir.. Agac ayni agac ama pericik ve evi "under construction"! Ben agacin ritmine uyum sagladim mi anca o zaman durulur bu blog :))

Kafamdaki tilkiler halen kosturuyorlar, kisa ve oz bi adres olsa blog icin diye..Sitemde ufak bi kosede beni daha cok tanimak isteyenler icin dursa diye..

Ben buraya anonim basladim, bi sure anonim kaldigimi sandim ve keyfini cikardim, sonrasinda da "iste bu benim blogum" diye bicirdadigim icin sozde kaldi blogun anonimligi :) Aslinda hosuma gitti paylasmak, tanismak, anlatmak ve anlamak..

(Nasil paslanmisim yazmaya yazmaya!) Asil olan sudur, ben blog yazmayi cok seviyorum! En cok kendim icin, kafami buraya dokmek icin, sonrasinda da hikaye paylasmak icin..

Hikayeler benim hayatimda cok buyuk yere sahipler, her dustugumde beni kaldiran, gulumseten, aglatan, ogreten hep hikayeler, minik anektodlar, baska kafalardan ve kalplerden gelen sesler oldu. Bu yazilarin gunluk olmayip blog olmasinin nedeni de bu; eger ki yazdigim ufak tefek yazilardan birinde birisi kendini bulur da ayaga kalkarsa, gulumserse, dusunurse ben de hikayeler havuzunda bir damlacik olurum diye (yani yine kendim icin, bencillikte sinir yok! :))

Yeniden buralardayim, yaziyorum, konusuyorum, paylasiyorum, degisiyorum.. Agacima hic bakmadim, dallar budaklar aldi goturdu evi.. Eger ki evde isigin yandigini onca yapraga ragmen gorebilirseniz, bana ufak bi yorum birakin.. Yoksa yavas yavas temizlenicek yapraklar, topraklar, o zaman gorusuruz ;)

Sevgiyle!

27 Aralık 2011 Salı

Açıl beyin açıl


Ne cok zaman oldu yazmayali, durup bi nefes alip kendime bakmayali :)
Simdi yeniden baslamaya hazir hissediyorum kendimi, ama sorularim var kafamda (ne zaman olmadi ki )

Diyorum ki belki bana fikir verir, destek olursunuz, ben de kendimce debelenmekten kurtulurum!
Hoop, açıl beyin açıl!


Bu pek sevgili (!) Facebook ortaligi karistirmadan once cok duzenli olmasa da bloglari takip edip blog yazabiliyordum, ama simdi o sureyi kimin nerede ne yaptigini denetleyerek geciriyorum. Keyifli mi? Hayir! Baskalarinin yapip benim yapmadigim seyler icin sucluluk hissettirmekte ustune yok ama konu motive etmeye geldi mi "yok canim sacmalama, benim basimdan kalkip bisiler yapmaya koyulursan geri kalicaksin, herkesin naaptiini kacircaksin" diye tehdit ediyor beni! Sosyal paylasim diil, sosyal somuru bu benim icin!

Bilmiyorum kac kere dedim, tamam kapatiyorum diye, kapattim..actim..sevdim..nefret ettim.. Sonucta hayati kolaylastiran bir cok yani oldugunu kabul etsem de, okulda grup projelerini facebook uzerinden yapmaya baslasak da, hala ne kadar ihtiyacim oldugundan emin degilim.

Bu yuzden dedim ki, bakalim, 1 ay kapatsam hesabimi ne degisir hayatimda, gercekten o kadar uzak kalir miyim, tum "networking" sistemim coker mi, okulda ne olup ne bittiginin kaydini tamamen mi kaybederim..

Bu ilk asama oldu.. Sonra dedim ki, bu 1 ayi bloglarim madem, hem bana ulasmak isteyen buradan ulasir, benim mantikli yazi yazma kapasitem yeniden gelisir ve okumak istediklerim disinda litrelerce bilgiyi icip sindirim problemi cekmeme gerek kalmaz..

Ve simdi, soru isaretleri bolgesine inis yapmis bulunuyoruz, evet, yeniden blog yazmaya baslamak istiyorum, amaaaa..

Artik yabanci bir ulkedeyim, yazilarimi Ingilizce mi yazmaliyim?
Hadi oyle yapalim dedik mesela, daha akilda kalici bir blog adresi mi bulmaliyim?
Eger ki Ingilizce yazmaya baslarsam daha mi profesyonel olmaliyim?
Malumunuz beyni karisik, ilgisi daginik biriyim, bigun yoga yazarken, ertesi gun tasarim, ertesi gun yemek, ertesi gun diziler ve kitaplar diye gittikce buyuyup cifit carsisina doner mi blogum?

Yani sanirim asil soru, neden blog yaziyorum? Kendime mi, arkadaslarima mi, kisisel mi profesyonel mi? (Bu son soruyu senin omuzlarina yuk etmek niyetinde degilim sevgili okuyucu, panik yok! :))

Hadi bakalim, biraz ben biraz siz, bu sorulari cevaplarsak belki ben yeniden duzenli(!) bir blog yazari olurum ;))

Ve buraya kadar okudugu yetmezmis gibi senelik bosluklarima goz yuman canim okuyucularim, kocaman tesekkurler size!!


20 Ekim 2010 Çarşamba

Kuzey Işıkları

Aylardır çok düzenli yazıyormuş taklidi yapıp, kaldığım yerden devam etmeye karar vermiş bulunuyorum..

Arada geçen zamanlar, ve muhtemelen araya girecek zamanlar için hayalgücünüzü kullanmakta özgürsünüz.. Tabi bu noktada yemek yapmakta ve çizimde ne kadar ilerlediğimi de hayal gücünüzde iyice abartabilirsiniz, pozitif düşünceleriniz bana baklava yapımı ve perspektif çizim olarak dönecektir diye inanıyorum! :)

Bugün, ya da bu gece demek gerek, Aurora Borealis, yani Kuzey Işıkları'nı görme ihtimalimizin hiç de fena olmadığı bir gün olduğu için gecenin bir vakti hemen yakınımızdaki Nydala Gölü'ne gidiyoruz (nerdeyse okulcanaktan :))

Geçen cuma da şansımızı denemiştik ama sonucunda kuzey ışıkları yerine kullanılamayacak kadar donmuş el ve ayak parmakları sonlandırmıştı geceyi.. Bizden sonra yeniden Cumartesi günü deneyenlerin çektiği fotolardan birini de aşağıda bulabilirsiniz!
Daha güzelleri bugüne olsun diyip, en salçalısından (bkz:domates almaya üşenmek) enfes bir bulgur pilavı yapmaya gidiyorumm!! :)

5 Eylül 2010 Pazar

Haftanın Özeti

Gördüğünüz gibi üşengeçliğin dibine vurdum sayın seyirciler.. Önceden her güne 3 sayfa yazan ben, artık "haftanın özeti" başlığı ile karşınızdayım!

Her günü detay detay yazmak çok keyifli olsa da oldukça zaman alıyor, o nedenle en azından hafta sonları "haftanın özeti" yazıları koymak daha mantıklı gelir oldu bana ;) Böylece deneyimler ve saçmalamalara da daha çok yer kalacak, tee heee!! :)

Geçen hafta Pazartesi günü Kinetik Tasarımcı Ben Hopson UID (Umea Institute of Design) semalarındaydı.. Bize ufak bi sunu yaptıktan sonra kendi çalışmalarını paylaştı.. Kinetik tasarımla ilgili kafamda daha önce hiçbişi olmamasına rağmen yaptıkları çok ilginç (ve bi o kadar zor ama gerekli) geldi, merak ederseniz çalışmalarını burda bulabilirsiniiz.. Kinetik Sculpture ile ilgili dehşet çalışmalar için de Theo Jansen'in yapılarına google'dan ulaşabilirsiniz.. (hehe, üşengeçim demiş miydim ;))

UID'de birinci sınıfların kaynaşması, aynı zamanda okulu öğrenmeleri, grup çalışmasına adapte olmaları ve eğlenmeleri amaçlı bi "joint project" yapılıyormuş her sene.. Lisans , Advanced Product Design (master), Transportation Design (master), Interaction Design (master), Introduction to ID (1-year course), Advanced Product Visualization (1-year course) 1 sınıf öğrencileri olarak bizim bu sene yapacağımız proje de Kinetic Sculpture üzerineydi.. 8er kişiden 8 gruplara ayrıldık ve soyadım sayesinde liste başı olduğum için grup sözcüsü atanmış olsam da bi kaybolup bi görünerek bu durumdan paçayı sıyırmayı biraz olsun başardım :)

Salı günü kendi kendimize kinetik çizimler (çizim derken aslında burda 'sketch' kelimesini direk çevirerek kullanıyorum ama ne kadar doğru bilmiyorum.. yaptığımız şey karton, kağıt, bant, yapıştırıcı, lastik, ip ve benzeri şeylerle kinetik heykelleri ve hareketleri tanıma yönündeydi) yaptık.. Bu işin üzerinde baya düşünülmesi gereken bişi olduğunu ve mühendislik geçmişi filan tanımadığını hissettim.. Tabi ilk zamanların gerginliği de olunca ellerim bomboş, yüreğimde bir sızıyla terk ettim stüdyoyu Salı günü.. :D

Çarşamba ve Perşembe günü boyunca seçtiğimiz proje üzerinde çalışmak gerekiyordu.. Bizim grupta fikir ayrılıkları olduğu ve ben de uğraşacak durumda olmadığım için grup 2ye ayrılarak 2 proje yapmaya başladı.. İlk proje oldukça basit temele dayanan ama çok da tercih edilmeyen bir ilerleme biçimiydi.. İkincisinin başlangıç noktası ise bildiğin hamster tekerleğiydi ve en sonunda arabaya benzer tank tekerleğine dönüştü, ki kendisinin kinetiklikle alakası tekerlerine bağlanan kanatlar ile sınırlıydı..

Tabi hal böyle olunca Cuma günkü Formula-K yarışında "cheater" ödülünü almamız kaçınılmaz oldu :) Neyse ki diğer aracımızla biraz hızlı bi yol katettik de ikincilik ödülüne de konmuş bulunduk.. Gerçi yarış ortasında araba dağıldığı için en son gösteri yarışına katılamadık ve Umea yerel tv'si bizi görüntüleyemedi.. Bu duruma ne kadar üzüldüğümü tabi ki anlatmaya sözler yetmez!!! :Pp Gerçekten bu olaydan bu şekilde sıyrılabilmiş olmak bana Cuma'ya ulaşmış olmanın verdiği hazza yakın bi haz verdi ;)

Hafta boyunca stüdyoda olmak çok çok keyifliydi, projeler o kadar keyifli olmasa da o ortamda bulunmak benim kocaman bi sırıtışla gezmeme yetip arttı bile..

Cuma günü yarış sonrası UID klasiği Friday Pub ile güne devam ettik.. Her Cuma, artık "Ev" haline gelmiş olan okulda "yaşasın bu hafta da bitti" tadında biralar, sohbetler ve müzikler eşliğinde 5-8 arası oluyomuş bu aktivite.. Bu hafta biraz daha canlıydı sanırım, 11e kadar müzik devam etti, danslar edildi, geçen haftadan kalan biralar satıldı, barbeküde kendi köfteni pişirme şansı tanındı ve sohbetin dibine vuruldu.. Devamında da Architecture binasının açılışı şerefine Welcome party vardı, hemen tasarım binasının yanında, oraya geçildi ama tasarımdaki parti daha keyifliydi bence :)

Hamiş:
şu ana kadar gördüğümüz dersler
"what is industrial design" , 1 saat boyunca ondan bundan, iyi kötü ürün farkından, tasarımın ne olduğundan konuştuk
"group developement", 1 saat boyunca bir grup ortaya çıkarken geçilen aşamaları dinledik
"proje" 3 gün boyunca stüdyoda proje yaptık, birbirimizi tanıdık, workshopları, aletleri, kaynakları, neyin nerede olduğunu ve kendi olayımızı keşfettik..

bu hafta yapmış olmam gerekip yapmadığım işler
banka hesabı açma
öğrenci numaramı alma
temporary id alma
interneti açtırma

Bu İsveç'te işler bi garip yürüyo ki anlamak mümkün değil.. Öğrenci numaranı almak için ana kampüse gitmen gerekiyor, sanki başka bi okulda okuyo gibiyiz.. Geçici ID almak için de öğrenci numarası gerekiyor.. İnternet içinde geçici ID :)))

Bu işleri halletmek ise internetsiz oturmaktan daha kolay geldiği için bana savsaklamakta hiç sakınca görmüyorum ;) Tabi bunda pek sevgili karşı koridordaki Younus'un kablosuz şifresini benimle paylaşmasının katkısı da yok değil... Sonuçta, bu hafta içerisinde öğle aralarında bol bol şehre ve kampüse gidip bürokratik işlerle uğraşmam gerekiyooor...

Özlediklerim

Kişilerin haricinde özlediğim bikaç bişi daha var ki paylaşmadan geçemiyciğğmmm :))

  • yemekten sonra bulaşıkları olduğu gibi bırakıp çıkmak (eheh, saol anniş :))
  • günde kaç tel saçımın döküldüğünü hafta sonu vileda yaparken hesaplamamak (yine anneme sevgilerle, nası bi kabusmuş bu uzun saç ve temizlik ikilemi!)
  • çakıl taşları izlemek (fox tv :))
  • how i met your mother izlemek (amigos!!)
  • güneşli ankara günleri
  • çimlerde uzanmaaak
  • site'm!
  • sokaklarda gezen hayvanlar görmek
  • arabaya binmek :)
  • uykusuz dergi
  • paketlerin üzerinde yazanları anlayabilmek
  • türkçe kitaplar
  • uçak sesleri (hehe, bu şaka :))
İşte böyleeeeeeeee....
Tabi, orada olmayıp burada olan bayıldığım şeyler de var.. Onların listesi de daha sonraaa...

29 Ağustos 2010 Pazar

28 Ağustos Cumartesi

Bugün içim sıkılıyo! Hava da o kadar kötü bile değil oysa ki ama sanırım tek istediğim uyumak sürekli :)

Plan Willy’s ve diğer ucuz outletlerin olduğu tarafa gitmekti bugün ama benim pek canım istemediği için Feyzibopu arayıp gelemiycem dedim.. Sonra David Swenson Ashtanga 1st series açıp kendimi yogaya verdim.. Ama yoga yaparken dahi kendimi iyi hissetceğime kötü hisseder oldum.. Şala’mı özledim, yanımdaki mattan gelen enerjiyi, hocamla göz göze gelmeyi, ölsem bitsem sıkılsam da sınıfın enerjisine katılmayı özledimm..

Tam da bu suratla odamı sildim üstünkörü, sıcacık ve uzuncana bi duş aldım ve böyle homurdak ve özlek bi biçimde bilgisayar başına geçtimm.. Bilgisayar başında musli – yogurt klasik kahvaltımı yemeye koyuldumm..

Neyse ki süper insanlarla çevrilmiş olduğum için 1-1.5 saat içinde moralim düzeldi, pestolu makarnamı yaptım ve yanına dün yaptığım sebzeli garip yemeği ısıttım, fıstık gibi bi yemek yiyip sandviçlerimi hazırladım ve kendimi sokaklara attım..

Dışarıda olduğum zaman tamamen farklı hissediyorum, sanki odaya kapandığımda bi ben varım dünyada ve insanlardan uzağım gibi ama dışarısı gerçekten bambaşka bi enerji yayıyooo!! Havalar bi ilginç gerçi, bi an güneş var, sonraki saniye şakır şakır yağmur yağıyo :) Doğa süper olduğu için yağmurda da güneşte de ayrı şahane oluyo, yağmurda tabi kocaman yağmurluğumu çantamın da üzerinden geçirdiğim için garip bi kaplumbağa gibi gözüküyorum ;) Güneşli havada daha normal bi insan portresi çiziyorum üzerimdeki 10 kat kıyafeti çantamın çeşitli yerlerinden sarkıttığım halimle bile olsa! :)

Neyse, Umea Tren İstasyonu yenilendiği ve bugün açıldığı için İsveç Kralı Carl XVI Gustaf törene geliyodu ve bu civarda gördüğüm en kalabalık olaya şahit oldum.. Kral diyince aklıma bu Elf ülkesine yakışır, uzun beyaz saçlı, süper güzel bi insan ve en azından, taş, taht, şan, şöhret bişiler gelmişti.. Ama kendisi takım elbisesiyle gayet normal bi insandı, krallık kavramının ne kadar eskide kaldığını anlamama yardımcı oldu bu hazin görüntü..

Sour’un tavsiyeleriyle bol bol resim çektim, aşağıda bi kısmını bulun hadi bakalım :)

Reklam amaçlı şekerleme dağıtan İsveçli hatunlar..
Burda hep çukulata ve şeker dağıtıyolar, güneşsizlik böyle bişi.. :)

Tren istasyonu

Bebiş! :)

Yurttan şehre doğru giderken geçtiğim yol

Tören alanında gökkuşağı

Kraaalll!!

Buradaki ihtiyar nüfusun kullandığı bi tip yürüteç
ve bisiklet yolunun şahane nizami görüntüsü :)

Yurttan okula giderken yol üzerindeki ördekli göl!

Arabanın önündeki garip mekanik yığın adamın kendi yaptığı ufak bi köpecikmiş ve ismi de Rusty imiş..
Buralarda bu tip şeyler çok rastlanır şeyler ve her tarafta eski tip şahane arabalar görebiliyosunuz!

Luppis yani kendi eşyalarını satabildiğin ufak pazarcık

Akşam, tören alanında karşılaştığım Tayvan’lı arkadaşlarla sim kartı almaya onların yurduna gittik ve beni akşam yemeğine davet ettiler.. Jessie (bizim bölümden), Betty ve Kevin (isimlere şaşırmayın, Tayvan’da herkesin bi İngilizce ismi varmış :)) bana yumurtalı noodle, kendilerine etli noodle (bacon), ve sebzeli, soğanlı, yumurtalı çorba hazırladılar.. Ben de yumurta çırpma, çorba karıştırma gibi işlerle görevlendirildim ki kendimi olayın bi parçası gibi hissediym :)

Leziz tayvan yemeği

Sonuçta leziz ötesi bi yemek, ve helibop sim kartım, üzerine ben&jerry’s dondurma ve keyifli bi sohbet sonrası bulaşıkları yıkayıp vedalaştık.. Akşam da biraz alışveriş sonrası Feyzi, Ezgi ve Kerim’le birlikte Kerim’lerin mutfağında sohbet ettik, çay içtik, yemek yemeyenler piza yedi, Kerdem de gelince o arada ekip tamamlandı ve gecenin bi vaktine kadar Türkçe dırdır etme şansı bulduğum için mutlu mutlu sırıtıp durdum :)

27 Ağustos Cuma

Vee oryantantasyonun ikinci günü.. Erken kalkmış olmakla birlikte bi şekilde yine geç çıktım odadan ve gerçekten 15 dakikada okulda olarak kendi rekorumu kırdım!! Tabi ama yine de geç kalmış durumdaydım ve dışarıdaki soğuk havada koştur koştur yürüyüp içeri girince deli gibi sıcak basmış bi şekilde hangi odada olduğumuzu bulmaya çalıştım! Okul pek güzel, insanlar da süper ama sorduğumda IDI grubunun nerde olduğunu bilmeyen güzel insan ne işime yaradı ki, hı ? :P

Sonuçta yine içgüdüsel şekilde önceden çizim dersinin olduğu odaya gidip bizim grubu keşfettim, içerideki hocalara üzüntülü bakışlar atıp “aaayy çok pardon bulamadım işte nerde olduğunu” filan dedim, tabi kadın “e 3 gündür burda ders yapmion mu sen kuzum” diyince, “yaaanii burda olduunu bilmiodum ki yoksa ben ooohooo, biliorum avcumun içi gibi okulu” cümlesini sessiz ve derinden kurarak kafa sallamak suretiyle yerime oturdum.. Karşındaki insanı tanıdığın ve sunduğun bi tanışma töreni sonrası ders programı ve sene içinde yapılcak şeyler anlatıldı ve böyle tambi anime karakeri misali gözümden kalpler çıkarak 32 diş dinledim tüm söylenilenleri ve heyecandan bi hal oldum :)

Sunum bitince aşağı kattaki “bit pazarı”na en erken inen grup olalım diye koşuşturduk ve bi dolu kalem, bi kaç marker, bi bisiklet selesi, bi kask (ki bence board için şahane olcak gibi) bi büyük mug, bi havlu, bi de büyücenek bi ayna aldım ve 80sek (16tl) verdim! :D Henüz bi bisikletim olmasa da süper tatlı pembe bisikletim olduğunda sepetimi önüne takıp havamı atıcamm!! :)

Sonra eşyaları bizim stüdyoya bırakıp ikinci el bisiklet bakmak için ICA Maxi’nin oradaki ikinci el dükkanına gittik ama genelde mobilya ve isveççe kitap sattıkları için hayalkırıklığı ile yeniden yurtlar tarafına döndük.. Mutfağımızı iyice elden geçirip temizledikten sonra odamda biraz uyuşukluk yaptım ve Türk partisine katılmak için Alidhem (ana yurtlar bölgesi) tarafına gittim.. Türk partisi, dj müzikleri ve seçmece hatun görüntüleri klipleriyle bi öğrenci odasındaydı.. Odada mixer(müzik için) ve projektör olması ayrı bi güzellik olmakla birlikte cipsler ve muabbet daha ilgi çekiciydi benim için :) Ordan ayrıldıktan sonra gençler merkezdeki bara gidince bize müsade dedik ve yurtlara dağılmadan önce Kerdem’le civardaki bira kutularını toplamak sureti ile depozito paralarıyla zengin olma planları yaptık (ki toplamda 27sek-5tl- civarı tuttular geri verdiğimizde). Burada marketlerin girişinde bu kutuları atıp fiş alabildiğin makineler var, bildiğin Türkiye’deki çocukların yaptığı işi burda yapıp para kazanabiliosun :)

Dönüş yolunda da hafif bi kaybolma yaşayıp İsveç’in daha da kuzeyinde (!!) yaşayan birisinin bana yardım etmesiyle yurduma ulaştım ve mışıldadımm..

Ezgi, Feyzi, Kerim

Dipnot: Kaşıntı maşıntı kalmadı, herşey güzel!! :)

26 Ağustos

Sabah kalkıp yoga yaptım ve çok keyifli bi yogacık oldu.. Saçımı yıkamadan bi duş alıp haşlandım ve yemekleri hazırliyp orientation first day için hazırlanıp tabi ki yine geç kalarak koşturmak suretiyle odayı terk ettim..

Ama Alidhem’e geldiğimde daha kimsenin gelmemiş olduğunu görünce “hmm” çekip yavaş yavaş önce Ezgi, sonra Feyzi ve Kerem ve sonunda Kerim’in gelmesiyle yola koyulup uzuun bi yürüyüşten sonra bi miktar gecikmeyle okula ulaştık..

Gecikmenin bize hiçbişi kaybettirmediğini görüp biraz meyve ve çeşitli bilgi kağıtlarını aldıktan sonra okulu gezdik ve okul içinde sauna olduğunu görüp gülsem mi ağlasam mı bilemez bi hale geldim..

Oryantasyon sonrası toplaşıp şehre indik ve gezinip durduk, resimler aşağıdaa..


Kerdem ve Feyzi





Akşama doğru eve geldiğimde garip bi kaşıntı oldu kollarımda ve bacaklarımda.. Önceki gün de kulağım kaşınıp şişmişti, böyle yayılınca bi soriym anneme dedim ve panik böyle başladı :) Ben pek tırsmamıştım durumdan ama anne faktörü benim de hafif tırsıp karşı koridordan alerji ilacı bulup yatağımın yanına koymam ve ertesi sabahı beklememle saat 1 sularında sonlandı ve mışıldadım..

24-25 Ağustos

Kursun devamında da bol bol çizip mp3 çalarlardan birini seçip ufak bi sunum yaptık.. Bu yazıyı biraz geç yazdığım için çıkışta ve akşam ne yaptım hiç bi fikrim yok :D Ama idare ediverin artık ;)

Kursun son günü odamı temizlemek için erken kalktım ama sonrasında zaman ayarlaması özürlü olduğum için yurttan biraz geç çıktım ve deli gibi yağmurun altında koştur koştur derse gittim ama deli gibi yağıyodu.. Bana “tr yağmurları gibi değil hiç” lafını güzelce bi yedirtti yani.. Homur homur gitmiş olsam da yürürken çok keyif aldığımı inkar etmiyciğm.. Gelip oturduğumda 3 kişilik gruplar halinde tasarım yaptığımızı fark edip biraz daha surat asıp panik olsam da sonrasında herşey rayına oturdu ve keyifli bi şekilde çizim yaptık.. Herhangi bi transportation tasarımı olucaktı, tekerlekli sandalye kullanan yaşlılar için ufak çaplı bi arabanın gelişimine şahit olduk ama malesef resimleri Mats’e verip geri almayı unuttuk 

Sonrasında tasarım kütüphanesini gezdik, sunum yaptık ve çizim kursunu sonlandırdık..

Akşam Feyziler geleceği için onlarla buluşma amacıyla Alidhem’e gittim ama henüz şehir merkezinde oldukları için Andrew’la oturup ballı sıcak su içtik  Beklediğimden daha güzel oldu, burdaki ballar bi ilginç, kaymakla karıştırmışsın gibi kremsi bi havası var ve rengi de daha bulanık ve açık.. Ben beğendim ama günlerdir marketten alma fırsatım olmadı, zaten sabah yediğim bal sayesinde bal özlemimi gideriyo sayılırım ;) İçeride bi yerlerde oturduğunda Umea insana daha güzel geliyo diye düşünüp biraz da çukulata atıştırdım ve Andrew’la muabbet ettik..

Feyzi geldiklerine dair mesaj atınca Alidhem merkeze gidip orda günler sonra bi dolu Türkle sohbet etme çabasıyla hem Türkçe hem İngilizce’yi katlettim, ama zaten onlar da ölü gibi oldukları için sanırım çok fark etmediler.. Feyzi, Kerim, Kerem ve Ezgi.. Ezgi bizim IDI kursunda, diğer 3 oğlan çocuğu da ADV (Advanced Design Visualization) okuycaklar bu sene.. Hepsi İstanbul’dan yarışmaya katılıyolar.. Feyzi’yle zaten daha kurstaki insanların mailları ilk açıklandığında konuşmaya başlamıştık, yani neredeyse Mayıs’tan beri her türlü hazırlık, pasaport, bavul ve ıvır zıvır durumlar süreçlerini bilgi paylaşımlarıyla yaşamıştık :D Buradaki buluşma, tanışmadan ziyade yüz yüze görüşme oldu en sonunda..

Gençler biraz ölü gibi oldukları için çok verimli olmayan sohbetler sırasında burda 4 senedir yaşayan ve 4 sene daha kalıcak Melis’le tanışıp helibop denilen operatörü almanın en iyisi olduğu ve çeşitli başka bilgileri öğrendik..

Odalara dağılırken Ezgi’nin o tarafa birlikte gidelim dedik ve yol üzerinde Yoga Şala yazan ve Aum sembolü olan bi tabela görüp ani bi duruş yapıp hemencik heyecana kapıldım.. Ufak bi yerin altına inip kapısını zorladım ama açılmadı.. Yukarı çıkarken gerisin geri kapı açıldı ve dersin sonlarında olduğunu söyleyen bi adam ashtanga, iyengar gibi kelimeciklerle beni mutlu etti.. Hafta içi akşamlarından birinde kesinlikle denemeyi düşünüyorum..

Ezginin mutfağını keşfedip biraz sohbet ettikten sonra ertesi sabah 9a 5 kala buluşup topluca okula gitmeye karar verip ayrıldık..

23 Ağustos Pazartesi

Çizim kursunun ilk günüü.. Uzun zamandır kafama göre uyandığım için alarmla uyanmak bünyede şok etkisi yaptı.. Bu somurtkanlıkla yoga ve meditasyonu da pas geçip duş için odamdan çıkıp karşıdaki kapıya koşturdum :) Duş çok da sıcak değil demiştim ya.. O aslında şöyleymiş ki, ben musluğu kullanmayı becerememişim! :D Bu sefer gayet güzel bi haşlama türk kızı kıvamına geldim ve etrafa buharlar saçarak neşeyle odama attım kendimi..

Bi yandan perspektif notlarına bakarken bi yandan da saçımı kuruttum ve yan odadaki insana ne kadar rahatsızlık verdiğimi çözmeye çalıştım :) Gündüzleri panjurları açtığımda gördüğüm manzaranın puslu bi hava ve ıslak zemin olmasına alıştığımı fark ettim! Aslında burada hava yağmur yağarken çok da soğuk olmuyo, seviyorum bile yağmurlu zamanları.. Ama rüzgar varsa gerçekten çok soğuk olabiliyoo!!

Giyinip kahvaltımı edip öğle yemeğini hazırladıktan sonra planladığımdan 15 dakika gecikmiş şekilde yola koyuldum, kulaklıklarımı kulağıma taktım ve artık tamamen tanıdık gelen yollardan geçip okula ulaştım.. Kapıda İsveç’li olduğunu tahmin ettiğim sarışın kızla beraber kapıyı açmak için uğraşırken tanıştık ve isminin Annie olduğunu öğrenmemin yanı sıra kızı pek şeker buldum.. Nitekim şu ana kadarki izlenimlerim de çok tatlı olduğu yönünde (İsveç insanı 3 artı toplamış durumdaa! :))..

Sınıfa geldiğimde çok kişi yoktu, yavaş yavaş insanlar gelirken çaktırmadan milleti inceledim, Annie ve Kajsa’nın İsveçce konuşmalarını dinledim, Mats (çizim hocası) geldikten sonra perspektif çizim ve çeşitli bilgilerle beynimizi doldurup sürekli, “ee tamam aldınız bilgileri şimdi çizin hadi” diye bizi bıraktığı için bol bol çizim yaptık.. Benim daha önceki perspektif çizim bilgim sadece Topluluktaki gençlerin bize sünger çizdirdiği zamana ait olduğu için yanımdaki çocuk harikalar yaratırken kendimi eciş bücüş hissetsem de zamanla düzelir diye düşündüm.. Bu durum panik olmaktan tamamen keyif almaya kadar genişleyen kocaman bi yelpazede gidip geldi gün boyunca :D

Koridorlarda gezinirken “laann, tasarım! stüdyo! Heyoo!!” gibi ani heyecanlar yaşamanın yanı sıra Mats’in bize sunduğu kahve anahtarı ile (burda okuldaki kahveyi almak için anahtar satın alıp ona kredi yüklüosun) bol bol sıcak çukulata içtimm.. Öğleden sonra mp3 tasarımları yaptık ufak ufak ve sonrasında kursun ilk gününü bitirmiş olduk..

Sınıfımızda bu arada 2 Amerikalı, 1 İngiliz, 3 (ya da 4) Tayvanlı, 2 Türk, 2 İsveçli ve biraz daha uzak doğulu bikaç kişi var :) Tam karmasyon yani..

Ders sonrası yağmurlu olduğu için yurda gidiym diyodum ama son anda civardayken yoga okuluna bakmaya karar verdim, geri şehre döndüm, resimler çektim, yoga okulunu buldum ama kapalıydı.. Ortamı içime çektim, yogayı topluca yapmayı da özlediğimi fark ettim :) Kendime bi vileda ve temizlik için ıvır zıvırlar aldım..Nehir kenarından manzaranın tadını çıkara çıkara yurduma döndüm..

Yurttan kampüse giderken geçilen ördekli göl köprüsü


Şehir merkezi

Şehirden nehrin görüntüsü

Sokaklar :) Yağmur..

Sanatsal işler..

24 Ağustos 2010 Salı

Odam..







Umea 22 Ağustos

Bu sabah artık “kesin duş alıcam, cillop gibi sıcacık ooh!” diye uyandım. Kalktım yataktan, yüzümü yıkadım, meditasyonumu, yogamı yaptım, yatakta oturmuş boş boş bakarken mesaj geldi. Yaban ellerde olunca insan her mesaj sesine heyecanlanmaktan vaz geçiyo, turkcell’dir, marks en sıpensır’dır diyip bakmama eğiliminde oluyo ama telefon yakınımda olduğu için hemen baktım.. A a! T! İnternetteymiş, geliymmiş.. Geliym tabi! Hemen.. Duş işi yalan olucak ama 15 günde bi internet yüzü görüo asker bebişi.. Koşalımm!

Yarım saate gelirim dedikten sonra yaptığım işler giyinmek, kahvaltı etmek, öğlen için yemek hazırlamak, etrafı toparlamak, duşa giremediğin için saçı kir belli etmiycek şekilde toplamaya uğraşmak olarak özetlenebilirdi.. Tabi bu işlemler bittiğinde ben kampüse oldukça uzakta, henüz apartmanımın kapısındaydım ancak! Koşar adım yürüyerek 15 dakikada kampüse vardığımda kelimenin tam anlamıyla sucuk gibi terlemiştim (hatta su gibi desek daha güzel, şıpır şıpır yüzümden terler akıyodu).. Güzide kafemize oturmak için kapıyı açmaya çalıştığımda dehşetle yine kapalı olduğunu fark edip, yukarı kattakilerden biri beni görse de kapıyı açsa diye camın önünde şekilden şekle girdim.. Edebiyat uğruna abartıyorum :) Elimi kaldırdığım anda biriyle göz göze geldik ve kapıyı işaret etmemle onun yerinden kalkması arasında kısacık bir süre geçti.. 2 dakika içinde koltuğa kurulmuş bilgisayarımın açılmasını bekliyordum.

Bilgisayar başında, yağan yağmurun gölde oluşturduğu şekilleri izleyip, sevgili ailem ve T’mle konuştum.. 11-3 arası olan bit pazarını ektim.. 4te başlayan umea turunu ektim.. Ve uyuşukluğun keyfini çıkardım..

Akşama doğru biraz alışveriş yapmak için Alidhem merkezdeki coop’a gidip mantar, kabak, marul, yumurta, elma ve en önemlisi pil aldıktan sonra (ay, fiş biriktirir oldum sormayın ama şimdi fiyatına bakamicam :)) yandaki Türk marketimsi yerden de bir torba yeşil mercimek aldım (19.90:-).

7 gibi odama geldiğimde biraz çizim bakarım diyodum ama pil aldığım için heyecanlanıp etrafı topladım ve resimlerini çektim.. Sonra da sabah bana kablosuz şifresini söyleme güzelliği yapmş olan Bangladesh’li arkadaşıma sevgi dileklerimle birlikte internete girdim.. Ama bağlantı karşı koridora ait olduğu için odanın içerisinde çekmiyordu ve ben sandalyemi alıp, mukmuku kapıya en yakın noktaya getirerek bağlanmak zorunda kaldım. Tam da bu garip pozisyondayken annemin skype yüklediğini ve kamera açabildiğini fark ettim.. Bir süre bu noktadan konuştuktan sonra bel tutulması yaşamamak için odanın içinde çeken bir yer buldum, ve musti, çuliç, ben konferans görüşmesi yaptık.. Aileciğime odamın resimlerini gösterdim ve buradaki hayatla ilgili çeşitli yorum ve tavsiyelerini aldım.. Şunu yaptım bunu yaptım diye anlattığım hikayeletden çok izlenimlerimi öğrenmek istediklerini de bunca satırı yazdıktan sonra acıyla fark ettim :D

Duş işi çoktan yalan olduğu ve ertesi sabah çizim kursu başladığı için erken kalkıp duş alma konusunda kararlı olduğum için hemencik yatağa süzüldüm ve 9da kursta olmam gerektiğine göre 7de kalksam olur diyip saati kurup mışıldadım..

21 Ağustos


Her gün tavuk gibi erken uyuduğumdan mıdır yoksa Türkiye-İsveç arası jetlag yaşadığımdan mı bilmiyorum ama sabah 6:40ta annemin sesiyle uyandım! Hemencik dolu gözlerle bi mesaj attım ve biraz daha mayıştıktan sonra kalkıp jaluzilerimi yağmurlu bir güne açtım..

Önceki gün yoga yaparken yerde gördüklerimi hatırlayıp matımı sermeden önce yeni aldığım bezlerle yeri silmeye karar verdim..Bu iş için en koyu renk olanını, yani maviyi seçtim ve önce şöyle bir yerleri sildim.. Çıkan toz beni benden aldı!! Hemen bi parti yıkayıp tekrar sildim.. Hmm biraz daha iyi.. Aklının bi yerine not et, temiz gözükse dahi yeni girdiğin odayı kesinlikle süpür ve sil!! Şurayı da, burayı da, biraz da sabunla silelim, şimdi de durulayalım derken, dizlerimi de yere koymamak adına garip şekillere girerek 5-6 defa sildim odamı, ve tamam, başka asana yapmama gerek yok dedim :)

Matımı temizlenmiş zemine serdikten sonra yine saatimi 5 dakikaya ayarlayarak meditasyon için oturdum. İlk gün çok uzun gelen 5 dakika, bu sefer o kadar da uzun gelmedi, bu iyiye işaretti, mutlu oldum, gülümsedim kendime.. Sonra temizlikten dolayı ısınmış vücuda biraz Barış İşcan asanaları ve sonrasında önce klasik, sonra ashtanga güneş selamı yaptırdım.. Çok uzun yürüyüşler yaptığım için kalçalarımın kapanmış olabileceğini düşünerek bir kaç tane de kalça açıcı yaptıktan sonra üşengeçlik ağır bastı ve ananda balasana (mutlu bebek) sonrası savasanaya yattım.. Gevsemeyi bitirip dinlenmeye gectim ki bir anda deli gibi bir ağlama geldi, yattığım yerde böeee diye iki dakika ağlayıp sonra hiçbirşey olmamış gibi kalkıp matımı serip neşeyle etrafıma bakındım. Kimse kusura bakmasın, annecimi pek özlüyorum, bu ağlaklıklarım hep ondan :) T askerde olduğundan zaten yokluk hissine alışmıştım ama annişkoyu pek arıyo içim!

Havanın yağmurlu olduğunu görünce yağmurluğumdaki Bosch Service yazısını kapatmak için ojelerimi kullanarak yaptığım garip desenli kalbim kurumuş gözüküyordu..Biraz yüzüme gözüme çeki düzen verdikten sonra giyindim ve yoğurtlu müsli kahvaltım için mutfağa gittim. Kahvaltımı ettikten sonra biraz mutfağı temizleyeyim dedim, ilk dolabı iyice sildim, içindekileri yıkamadım ama düzenlice yerleştirdim ve bakalım bu hafta temizlik sırası olan genç ne yapacak diye Pazar gününü beklemeye karar verdim daha fazla birşey yapmadan.. Sonra sandviçlerimi hazırladım, bir de muz attım çantama ve kampüse gitmek için kendimi dışarı attım..

AAA! Bu arada söylemeyi unuttuğum önemli bir şey oldu ki, dün akşam kampüsten çıkarken nasılsa odamda tekrar bakacağım diye bilgisayarımı kilitleyip koymuştum çantaya (mukmuk locked).. Odaya geldiğimde biip.. biip diye sesler duydum, şaşırdım, bi baktım ki çantam sıcak! Hemen snoopyli case’imi çıkardım, laptopum ötüyo!!! Bir panik sardı beni, dualar, yakarışlar, sözler ve daha niceleriyle bilgisayarı kapattım, camı açtım ve soğusun diye heryerine üfür üfür üfledim.. Sonra kontrol ettim, baktım açılıyor, gönül rahatlığı ile geri kapatıp yatağıma girdim ama yaşadığım paniği bi ben bilirim!!

Bu yüzden sabah kalktığımda uzundur söz verdiğim üzere kolonyalı mendiller ve Çuliç’ten aldığım mikrofiber yeşil bez ile klavyemi, ekranımı, mouse kısmını ve üzerini iyice temizledim, sildim, parlattım.. Mukmuk baya yakışıklı bişi oldu ve sanırım onu güzel şımarttım :) Ama hak etmişti! O kadar güzel ve tatlı ki, pamuk gibi çalışıyo hep, beni çok mutlu ediyo canım laptopum!!

Kampüse gitmeden önce cips hüpürdettiğim için çok aç değildim ve bilgisayar başında oturup yoga okullarına, umea yaşamına, ftp’yi nasıl kullanabileceğime baktım uzun süre.. Saat 3 gibi Andrew sanat müzesine gideceğini söyleyip gelmek isteyip istemediğimi sordu.. Ben de muyuşuk gözlerle dışarıda yağan yağmura bakış atıp, biraz daha oturacağımı söyledim.. E ama yağmur yağıyo be güzelim!! Ben oturup umea’da ne yapılır, bisiklet nasıl bulurum diye bakınırken A. geldi ve bi süre sonra şehre inmeye karar verdik.. Pılımızı pırtımızı toplayıp dışarı çıktığımızda yağmur hafif çiseliyodu ama biraz ilerledikten sonra bildiğin yağmaya başladı..

Aslında “bildiğin” dedim ama, hiç de öyle bildiğimiz TR yağmurları gibi yağmıyordu, yani pek çok, ama kısacık damlalarla ve incecik.. Yani evet yağmur var ama bi şekilde ayakların ve pantolonun bile doğru düzgün ıslanmıyor.. Yerdeki su birikintilerini de atlatabilirsen hiç bir sorun yok!! Ben yağmurluğumu çantamın da üzerine gelecek şekilde giydiğim için Notre Dame’ın kamburu gibiydim :) Ayrıca elimde çiçekli şemsiyem ve başımda mor bir polar bant olması da garipliğime gariplik katıyodu.. Şemsiyemi çok seviyorum demiş miydim ?? :)

Biraz yürüdükten sonra şehre ulaştık ve heryerin kapalı olduğunu fark ettik şaşkınlıkla.. Dolaştıktan sonra ICA Gourmet’ye uğradık, 1 can bezelye aldım, çıkıp dönüş için yürürken daha önce yanından geçtiğimiz ve ortasında sahne olan parkta bir konser olduğunu görüp durduk.. Konser diyorum ama, sahnede kız mı erkek mi uzun süre karar veremediğim birisi gitar çalıp şarkı söylüyodu. Bir kenarda pamuk şeker, diğer kenarda burger ve kola satılıyordu. Andrew kendine bi burger menu alınca ben de “acaba ekmek arası sos mu yapsam” diye düşünüp, şansımı denemek adına vejetaryen burger olup olmadığını sordum.. Kadın en doğal şeymiş gibi, tabii, bunlar etsiz dedi ve 10kr’a veggie burger artı kola’dan oluşan ziyafetimsi akşam yemeğimi yedim :) Ufacık konser alanında veggie burger satmaları da gözlerimi yaşarttı, İsveç hanesine bir artı daha eklenmesini sağladı..

Daha sonra odama ulaştığımda artık ritüel haline gelmiş olan çay-tatlı (ki tatlı olayını abarttım!) ikilisiyle birlikte yatağıma kurulup İsveçce çalıştım.. 23:30 gibi de “vaay, iyi dayandım bugün” diye kendimi tebrik ettikten sonra, ben ve egom rüyalar alemine ilerledik..

Kınama


Seni gidi blogumu izleyen ama yorum yapmayan insan! Görmediğimi sanıyosun ama yorum yapmadan kaçmalar bi yere kadar!! :))

Beni istikrarla takip ettiğinizi biliyorum sevgili fanatik izleyicilerim :P Ama arada yazılara yorum da yaparsanız bu soğuk diyarda kendimi biraz daha iyi hissederim belki diyorum :)

Hadi hadi, pamuk parmaklar klavyeyee!!