Yazılanların içeriğinin dengesiz olmasından, uzun süreli aralıklardan, kötü esprilerden, güzelliklerden, çirkinliklerden, paylaşımlardan, sessizliklerden, sorulardan, cevaplardan, fikirlerden, kendini beğenmişliklerden blog sahibi sorumludur. Bu durumdan da çok memnundur. Blog ermiş kedi cingöz ve sapsal köpek majör'e ithaf edilmiştir.

29 Ağustos 2008 Cuma

Everybody's free (to wear sunscreen)

Baz Luhrmann-Everybody's Free
Manasız yasaklarla dolu bir ülkede yaşamayanlar için buradan izlenebilir :)

Ladies and Gentlemen of the class of '97... wear sunscreen.

If I could offer you only one tip for the future, sunscreen would be IT.

The long term benefits of sunscreen have been proved by scientists whereas the rest of my advice has no basis more reliable than my own meandering experience.

I will dispense this advice now.

Enjoy the power and beauty of your youth. Never mind. You will not understand the power and beauty of your youth until they have faded. But trust me, in 20 years you'll look back at photos of yourself and recall in a way you can't grasp now how much possibility lay before you and how fabulous you really looked.

You are NOT as fat as you imagine.

Don't worry about the future; or worry, but know that worrying is as effective as trying to solve an algebra equation by chewing bubblegum. The real troubles in your life are apt to be things that never crossed your worried mind; the kind that blindside you at 4pm on some idle Tuesday.

Do one thing every day that scares you.

Sing.

Don't be reckless with other people's hearts, don't put up with people who are reckless with yours.

Floss.

Don't waste your time on jealousy; sometimes you're ahead, sometimes you're behind. The race is long, and in the end, it's only with yourself.

Remember compliments you receive, forget the insults; if you succeed in doing this, tell me how.

Keep your old love letters, throw away your old bank statements.

Stretch.

Don't feel guilty if you don't know what you want to do with your life. The most interesting people I know didn't know at 22 what they wanted to do with their lives, some of the most interesting 40 year olds I know still don't.

Get plenty of calcium.

Be kind to your knees, you'll miss them when they're gone.

Maybe you'll marry, maybe you won't, maybe you'll have children, maybe you won't, maybe you'll divorce at 40, maybe you'll dance the funky chicken on your 75th wedding anniversary. Whatever you do, don't congratulate yourself too much or berate yourself, either. Your choices are half chance, so are everybody else's. Enjoy your body, use it every way you can. Don't be afraid of it, or what other people think of it, it's the greatest instrument you'll ever own.

Dance. Even if you have nowhere to do it but in your own living room.

Read the directions, even if you don't follow them.

Do NOT read beauty magazines, they will only make you feel ugly.

Get to know your parents, you never know when they'll be gone for good.

Be nice to your siblings; they are your best link to your past and the people most likely to stick with you in the future.

Understand that friends come and go, but for the precious few you should hold on. Work hard to bridge the gaps in geography in lifestyle because the older you get, the more you need the people you knew when you were young.

Live in New York City once, but leave before it makes you hard; live in Northern California once, but leave before it makes you soft.

Travel.

Accept certain inalienable truths, prices will rise, politicians will philander, you too will get old, and when you do you'll fantasize that when you were young prices were reasonable, politicians were noble and children respected their elders.

Respect your elders.

Don't expect anyone else to support you. Maybe you have a trust fund, maybe you'll have a wealthy spouse; but you never know when either one might run out.

Don't mess too much with your hair, or by the time you're 40, it will look 85.

Be careful whose advice you buy, but, be patient with those who supply it. Advice is a form of nostalgia, dispensing it is a way of fishing the past from the disposal, wiping it off, painting over the ugly parts and recycling it for more than it's worth.

But trust me on the sunscreen.


from William Shakespeare's Romeo and Juliet
music from the House of Iona, Something For Everybody

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Paramı Tanımak İstiyorum

Körlerin ve görme engeli olan/ az gören insanların çevrelerindeki insanlara bağımlı olmadan (pardon bu kaç lira acaba?) kağıt paraları tanıyabilmeleri için paraların Avrupa ve Amerika'daki gibi cetvelli sistemle düzenlenmesine yönelik bir kampanya başlatılmış. Paraların farklı boyutlarda basılması ile bu engelin önüne geçileceği aslında çok açık.

Oysa ki ben bugüne kadar gördüğüm dolar ve euroların boyutlarının neden farklı olduğunu durup düşünmemiştim bile. İnsanların hayatını bu denli etkileyen şeyler bizim gibiler için ne kadar dikkat edilmez ve ufak...

Kötü yollarda tek derdimiz topuğumuzun çukura girmesi iken, tekerlekli sandalye ile yaşamını sürdüren birisi için o yol çıkmaz demek, dön dolaş başka bir yol bul demek! Duyma engelliler için televizyon haberlerini sadece TRTden izlemeleri, veya diğer haber kanallarındaki manasız haber başlıklarından haberin ne olduğuna dair fikir yürütmeleri bekleniyor...

Belki de birşey beklenmiyor bilemiyorum...

Ufak bir hikayeyle bitirelim bari bu yazıyı da...
Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa:
- Buraların yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanıbaşındaki fırını arıyorum, çok yakın olduğunu söylediler. Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:
- Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde. Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez. Çocuk:
- Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.
- İyi ama, demiş adam, bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malum?
- Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez, diye atılmış çocuk. Üstelik, manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız. Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir kağıt para çıkartıp teşekkür ederken farketmiş onun kör olduğunu. Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini farkettiğini. Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken:
- Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş, görmeyi o kadar çok özledim ki. Sizinkiler sağlam öyle değil mi? Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:
- Artık emin değilim, demiş. Emin olduğum tek şey, benden iyi gördüğündür.

Merak edenler için parasını tanımak isteyenlerin sitesi

Bakmakla yetinmeyip GÖRDÜĞÜNÜZ günler dilerim ;)

*çok TRTvari bir bitiş oldu... öğle öncesi yazısı olmasına verin!*

22 Ağustos 2008 Cuma

Deli mi ne?


Tuvaletleri çok severim!
Evet!
gerçekten :)
öyle kokan tuvaletlere hasta değilim tabi ki!
ama tuveletlerde huzur vardır sanki... herkes mahcubiyet ve saygı karışımı bir havayla girer tuvalete... nadiren birkaç eşofmanlı, saçlarını salaş göstermek için baya vakit harcamış 3-5 kız yüksek tonlarda muabbet ederler, ki bunlar dolmuş erbabının da tüm hayatlarını öğrenmesinden çekinmeyen, yetti artık dedirtip arkalarından taramalı tüfek, ip fırlatıp boğma, yay çekme gibi hareketlerle hayali olarak öldürülerek huzura kavuşulan insanlardır :)P

bunları saymazsak tuvaletlerde hep bir sessizlik olur.. loş olur tuvaletler.. serin olur
boş boş evdeki tuvalet zeminine oturmayı severim
ofisin en serin yeri olduğu için ofis lavabosunun yanındaki minicik tezgaha bağdaş kurup düşünmeyi veya aynada garip garip hareketler yapmayı severim
küçükken ödevlerimi tuvalette yapardım hep
annemle iddaya girerdik şu saatten önce bitiremezsin derdi bana... ben de çaktırmadan tuvalete gider gibi ödevlerimi yanıma alırdım ki, beni tuvalette sanırlarken ödevimi bitireyim, çıkıp annem umudunu kesmişken "baaaaaaak" diye burnuna ödevi sallayıp annemin şaşkın gözlerini göreyim
insanları şaşırtmayı çok severim bir de
konudan uzaklaşmayalım

tuvaletler huzurlu, saygılı, kutsal, mabet gibi mekanlardır benim için
bu durumda neye taptığımı sorgulamak gerek :)P
bi deli ben miyim ?

15 Ağustos 2008 Cuma

C.A.S.S.

Seydel Söhne!! Nam-ı diğer: C.A.S.S.


El yapımı mızıkam! Club! Octave harmonica!
Çalması zor! başlangıç derslerini internette bulmak daha da zor! ama ben çok seviyorum afilli kıvrılışını, 32 delikli olmasını, görünüşünü, sesini, ben çalarken beni öpmesini :) canım mızıkam!

Bu tip mızıka blues'dan çok country, folk için gidermiş... Tam benlik! :D

PS: happy bithday to me!

*kabının yeşili o kadar yeşil değil ;) normal, sakin, güzel bir yeşil!

14 Ağustos 2008 Perşembe

Eğlenceli Düğün Davetiyesi :)

Geçmişten çıkanlar

Büyük şeyler elde etmek istiyorsak büyük bedeller ödemeliyiz, küçük çabalarla elde ettiklerimiz yine küçük şeylerdir. Bu büyük bedelleri ödemeye karar vermek bile gercekten uzun zaman alabilir. Sahip olduğun lükslerden vazgeçmek istemezsin, yada daha önüne çıkmamış engelleri gözünde büyütürsün. Bazı günler gelir yeterince inançlısındır bu işi başaracağına ama yeterli isteğin olmazsa harekete geçemezsin. Veya tam tersi işe başlarsın ama inanmıyorsundur, yine ulaşamazsın hedeflediklerine. Öyle bir zaman gelir ki hem yeterli istek hem yeterli inanca sahipsindir, zaten bunlar olduğunda önünde durabilecek hiçbir şey de kalmamıştır. Ve başladığında fark edersin ki sen gerçekten istediğinde evren sana yardim eder, arzuladığın düzene oturur her şey yavaş yavaş.

Tabi her zaman güllük gülistanlık olmaz her şey. Asıl o zaman güçlü olman gerekir zaten. Önündeki engellerin hemen sonrasında yatıyor olabilir başarı, yada yaptığın milyonuncu hatadır seni doğruya götüren. Bunları bilmek de yetmez bazen, yorulursun, bıkarsın ama başarısızlıktan sakınan kişi başarıyı yitirmiş demektir. Hiç hata yapmamak ancak hiç denememekle mümkündür ve hiçbir şey denemeden varabileceğin yer hiçbir yerdir. Her başarısızlıktan, ilerideki başarıya götüren bir sürü ders çıkar. Ancak bu karamsar anlarda karşındaki engeller gerçekten orda olanlardan çok kendi içindekilerdir. Seni kısıtlayan yalnızca kendi düşüncelerindir ve kendine inanırsan aşamayacağın engel yoktur. Yeter ki kendine inan ve kararlı ol

Her şeyden önce hayattaki dengeyi kavramak gerekir,kötü olmadan iyi, olumsuz olmadan olumlu, başarısızlık olmadan başarı olmaz. Bu nedenle her şeyi olduğu gibi kabul etme gücü dilemek gerekir. her şeye, her güne sevgiyle kollarını açarsan ve önüne çıkan kötü kabul ettiğin şeyleri sevgiyle sarmalarsan, bunu gerçekten yapabilirsen, kötü diye kabul ettiğin şeyin aslında bir fırsat olduğunu fark edersin. Şu anda kötü dediğin şey aslında kötü olmayabilir, ve iyi dediğin şey de aslında iyi olmayabilir. Ama bunu bilir ve hala bu yolda sevinçle ilerleyebilirsen başarırsın. Her şey geçicidir ve bu geçicilikler arasında sen anı yaşamalısın, o anda bulunmalısın ki hayatın tadını çıkarabilesin. Geçmiş, gelecek ve şu an birdir ama sen geçmişle geleceğe takılmadan anı yaşamalısın. Bu gün sorun gördüğün şeyleri 10 yıl sonra hatırlamayacağını bilmelisin ve bu nedenle, bu güçle karşına çıkan her şeye gülebilmelisin.

Ve gün bitiminde yatağına yattığın zaman için rahat olmalı. Potansiyelini her gün zorlamazsan eğer hep bir parça tereddüt kalır içinde, daha iyisini yapabilir miydim diye. Bu yüzden ya potansiyelini zorlamalısın her gün, ya da zorlamadığın gerçeğiyle barışık yaşamayı öğrenmelisin. Ertesi gün uyandığında, gece yatarkenki duyguların gününü bulandırmamalı. Her güne ışıldayarak başlayacaksın demek değil tabi ki bu, ancak her gün yeni bir mucizedir ve her mucize biraz ilgiyi hak eder. Bu nedenle kötü de başlasa günün bir gülümsemeyi hak etmiştir o güneş. Kalk ve gülümse ve şarkı söyle çünkü beyin ilginçtir, istemeden yaptığın şeylere bile öyle inanır ki o davranışlar düşüncelerin olur. Tam da bu yüzden kötü hissettiğinde her şeye gülebilmelisin, “-mış” gibi yapmalısın ve gerçekten o hale geldiğini görmelisin.

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Birşeyler

"söylediklerinize dikkat edin düsüncelere dönüsür...
düsüncelerinize dikkat edin duygulariniza dönüsür...
duygulariniza dikkat edin davranislariniza dönüsür...
davranislariniza dikkat edin aliskanliklariniza dönüsür...
aliskanliklariniza dikkat edin degerlerinize dönüsür...
degerlerinize dikkat edin karakterinize dönüsür...
karakterinize dikkat edin kaderinize dönüsür..."

ben ilk T'den duysam da
bugün Gandhi'nin hayatını okurken buldum
ona aitmiş
bence T söyleyince daha güzel

Iyki dogmusum!! :)

11 Ağustos benim doğumgünümdüüü :)
Balonlarım vardı rengarenk havalarda uçuşan
Mızıkam vardı "hepi börtdey tu yu" çalmayı 15 dakikada keşfederek ileride ne büyük bir deha olacağımın habercisi olan
Fötr şapkam vardı mızıka çalarken kafamda durup karizma yaratan
Mor hippi elbisem vardı ruh halimi yansıtan
Bi de T vardı bunları planlayan
E vardı, H vardı bunları süprüzleyen
Sonra beni gezdiren Hgirl vardı, Çilli vardı
En akıldan çıkmaz doğum günüm geçen seneki havuz başım da olsa, bu da oldukça akılda kalıcı oldu
T'ye... sonsuz sabrı, tatlı düşünceleri, süprizi, sevgisi, beni bugün olduğum kişi yaptığı için
Anneme... beni karnında taşıdığı, her gün sevildiğimi hissettirdiği, canım olduğu için
Hgirle, Çilli'ye... beni yalnız bırakmadıkları için
ve kutlayan herkese unutmadıkları için
çok çok çok teşekkür ediyorum

evet
23 oldum...hatta belki 24-25-26 oldum bi günde :)

* bu resim sevgili engin'in bana gecmis bir dogum gunu hediyesidir :)
ismi superkahramandır ve omzumdaki ufak sey de superkahramanların vazgecilmez yoldaslarındandır :)
kıyafetim ve sacım ise mezuniyetteki ile birebir aynıdır :)

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Tartışmanın dayanılmaz hafifliği


Düşünmek, tartışmak, paylaşmak hele de kafa dengi insanlarla bunları yapmak ne kadar güzel!!
Evet demek, farketmeden kafa sallamak, saçmalama diye kendi fikrini savunmak, bazen hak vermek, bazen ödün vermemek... :)

"Tartışma" hep negatif birşey olarak algılanırdı ben küçükken.. Oysa şimdi en hararetli tartışmaları yapıp, en derin konulara girip, bazen bağır çağır, bazen küs otur döngüleri içerisinde bile birbirimize saygımızı koruyabiliyoruz. Artık tartışma bende negatif değil aksine pozitif hisler uyandırıyor. Fikirleri çatıştırmak, harmanlamak ve paylaşmak tartışmaktan geçiyor çünkü.

Ancak gerçekten bir noktaya varamadığımız, biraz daha ilerlersek kırıcı olacak olan tartışmaları bulunduğu yerde bırakıp kaçmak gerekiyor. Tartışmayı durumu ortaya koymak suretiyle ertelemek hem hararet ile söylenebilecek sözlerden kurtarıyor bizi, hem de bir noktaya gelip tıkanmadan önce üzerini güzelce kapattığımız tartışmayı zamanı gelince raftan indirip daha sağlıklı şekilde inceleyebiliyoruz.

Tartışma dediğim "fikirleri karşı karşıya getirme" eylemini polemik, kışkırtma ve kavgadan ayırmak gerek. Söylediğiniz bir sözü döndürüp dolaştırıp çıkılmaz noktaya getirmeye çalışan, negatif eleştiri okları yağdıran, öfkeliyken asıl yaptığı bağırmak olup tartıştığını zanneden insanlarla (ki bu sınıfa bazen ben de giriyorum ;)) tartışmaya girmekten de kaçınılması gerektiğini düşünüyorum.

Don't argue with stupid people, others may not understand the difference

Bana kaliteli tartışmalar yaşatan, yeni birşeyler öğrenmeme vesile olan, konulara farklı taraflardan bakmamı sağlayan herkese çok teşekkür ediyorum! :)

Tabiii bu tartışmaları eyleme dökmek gerek biraz da... Eğitim şart ;)

Biraz kopuk bir yazı oldu ama "yaza" verin...

14 Temmuz 2008 Pazartesi

Všetko najlepšie k narodeninám!!


Happy Birthday Janka :)

You are the best sister-in-luv-to-be that a girl can ever have :D


Posielam ti bozky a objatia

Hergün Mojito içilmez :)


Annişimi yolladıktan sonra parti kızı moduna geçiş yaşandı :) Cuma günü aldığımız bir şişe Bacardi Rom, akşam eve geldiğimizde biraz da benim çabamla Mojito'ya dönüştü... Mojito dediğimiz mohito olarak okunan bu kokteylin yapılışı ise şu şekilde;

Malzemeler
1 tepeleme çorba kaşığı şeker
10 nane yaprağı
5 ölçü schweppes bitter lemon (veya 3 ölçü soda water, 2 ölçü misket limon suyu)
4 ölçü bacardi rum
kırılmış buz

Sağlam gördüğümüz bir bardağa şekeri ve nane yapraklarını koyuyoruz. Metal bir ezici yardımı ile (ben evdeki havanın ezicisini kullandım) naneyle şekeri, nane yapraklarını çok da deforme etmeden eziyoruz. Daha sonra üzerine Schweppes limonu ve kırımış buzları koyup bacardiyi üzerine döküyoruz...

Naneli, soğuk ve içimi kolay olduğu için mükemmel bir yaz içkisi oluyor mojito... Çarpmıyor, sadece ferah bir gülümseme oluşturuyor suratta, ufak bir çay bardağını minik minik yudumlayarak keyif yapılmasına olanak tanıyor :)

Cuma akşamı yaptığımız mojitonun bana düşen kısmını ben bitirdim:) Ancak cumartesi kalktığımda bitmemiş yarım bardak bir mojito çarptı gözüme... Azıcık tadına bakayım dedim... Onu da cumartesi günü içmiş olduk... Pazar da gelen arkadaşlarım ısrar ettiler, onlara hazırladım, Hboy beğenmeyince onunkini de içtim... Oldu mu size 3 gün! :)

Annemin yokluğunda kendimi alkole vereceğimi kim tahmin edebilirdi ki...
Merak etme annişkom şaka yapıyorumm!! ;)

11 Temmuz 2008 Cuma

Bir hüzünlü yolculama...veya...yaşasın özgürüm :)


Bu sabah saat 5:30da annemi yolculadım... Bilen bilir, abimin yanına gidiyor 5 haftalığına... Gezicek, kamp yapıcak, denize girecek, yürüycek ve çok eylenecek biliyorum :) Ama daha şimdiden özledim! Aradığım anda gelebilecek kadar yakında olmaması başka bir duygu gerçekten... musscuğum için en azından el uzatma mesafesinde olacak bu süre içerisinde...

Dün gece 10 civarında başladık hazırlanmaya :D Tam tipik biz! En son ana kadar rahatımızı bozmuyoruz... Neyse ki 10da başlayan bavul toparlama operasyınu 11:30da bitmişti tamamen!:) Naneler, kuruyemişler, baklavalar, lokumlar onlar bunlar şunlar derken anneciğimin kıyafetlerine ufak bir yer kaldı ;) Bavul da oldu mu sana 22.7kg! 23kg en son kabul edilen ağırlık.. Bir de 10kg el bagajı alabiliyor, onu da 5kg olarak aldı yanına... Tabi ben gece boyunca (yani 1:30 ile 5:00am arasında) annemin bavulunun ağır geldiğini, içinden eşyalar çıkardıklarını, acaba herşeyi koydukmu diye didikleme anlarını gördüm rüyamda!!

Sabah 5te kurduğumuz 20 adet alarmın ötmesi ile kalktık, ben aşağıya indim yattım koltuğa, annişim de kahvaltı hazırladı, yaptı, giyindi eşyalarını kontrol etti. Secure drive* tam 5:30da kapının önündeydi, annemi bindirdik arabaya, adam birkaç kişi daha alacağız dedi, el salladık, öpüştük.. Sonra annem yola koyuldu :) :( :)

Tabi adam birkaç kişi daha alacağız dedi ya laf arasında... Benim beynim boş durur mu! Bu sefer de 5:30-8:00am arasındaki rüyalarım annemin uçağı kaçırması, eve dönmesi, panik halinde ucuz uçak aramamızla ilgiliydi!! :) Neyse ki annem uçağa binmeden önce aradı konuştuk, keyfinin yerinde olduğunu öğrendim, problemsiz ve mutlu şekilde uçağa ilerlediğini telefonunu kapatacağını söylediğinde içime bir huzur geldi...

Ev telaşı o aşamada başladı!! Normalde sabah uyanıp yüzünü yıka, krem sür, saçını düzelt, giyin, kedinin mamasını ver, çiçeğini sula, yatağını topla olarak belirlenmiş rutinimi yaptıktan sonraaa, ofise gidecek yemekleri hazırla, kedinin suyunu koy, köpeğin suyunu koy, köpeğin mamasını ver, maması bitmiş diğer kutuyu bul, köpeği dolaştır (-), yemekleri dolaba koy (-), kahvaltı yap (-) gibi daha önce pek bulaşmadığım bu konular da yığılınca üzerime afalladım :) Melek annemm!!
Neyse ki zeki annem bahçe sulama konusunu çözmüştü, bir de onu yazmama gerek kalmadı yapılamayanlar listesine!

Şimdi annem uzun zamandan sonra ilk kez uçakta... Benim de kalbim onunda bulutların üzerinde... İyi eylenceler sevgili ailem!!

*Secure Drive bir havaalanı shuttle hizmeti. Uçağının kalkış saatine göre evine gönderilen servis seni kapının önünden alıp havaalanına bırakıyor... Hem de sadece 30YTL! Çok rahat, huzurlu, konforlu ;) reklammm

9 Temmuz 2008 Çarşamba

Siyah

Siyah şablon seçmemin nedeni enerji tasarrufu... idi...

(bkz: If Google went all-black, it could save 750 megawatt-hours a year)

Ama bunun CRT (cathode ray tube) ekranlarda, yani emektar kare kutularımızda böyle olduğu oraya çıktı :)

Şimdilerde popüler biçimde kullanılan LCD ekranlar için renk menk farketmiyormuş, gönül rahatlığı ile kullanalım mış...

Ne renk yapsam ağaçevimi acaba :))


All Animals Have the Same Skin


Vejetaryen olmaya çalışıp arada bir dayanamayanlardanım... Çoğunlukla et ve tavuk tüketmemeye çalışıp otçul beslensem de bazen balıkları, mantıları hopur hupur götürüyorum... Kısacası tadını sevmediğimden değil, hayvanlara üzüldüğüm için vazgeçiyorum et yemekten, açıklama yapmaya üşendiğim insanlara da midemi rahatsız ediyor diyip içinden çıkamayacağım bir polemiğe girmekten kendimi koruyorum :)

Ama özellikle de teknoloji bu kadar ilerlemişken gerçek kürk giyilmesine, timsah derisi çantalara, kemerlere, ayakkabılara, kozmetiğe kesinlikle karşı çıkıyorum! Yemek konusunda biraz daha ılımlıyım, fizyolojik ihtiyaç olması bakımından (yine de zalimce yöntemlerle olmamalı sofralık hayvan yetiştirmek mümkünse!!!) ama mümkünse yalnızca zevk için olan bu sektörü tüm petrol kuyuları ve sahipleriyle birlikte yakmak istiyorum :) Ha, hiç giymiyor muyum deri ayakkabı, açıkcası bil-mi-yo-rum! Anlamıyorum gerçek deri mi suni mi, mümkünse almadan soruyorum ama mutlaka kullandığım eşyaların bir kısmı gerçek deri içeriyor... Ama bunu en aza indirmek, benim içimi rahatlatıyor, dünyadaki hayvanları ben kurtarmıyorum tabi ki!

Vejetaryen ünlüler:
  • Franz Kafka
  • Leonardo da Vinci
  • Sokrates
  • Nikola Tesla
  • Brad Pitt
  • Liv Tyler
  • Alicia Silverstone
  • Leonard Cohen
  • Lisa Simpson;)
  • Jim Carrey (buraya Ace Ventura filmindeki küçük adamı omzuna kürk yapma resmini aradım, bulamadım :))
  • .....
Yukarıdaki reklamı ise gerçekten çok beğendim... PETAnın çıplak hatun reklamlarının çılgınlığından uzak, kürksüz hayvanları elinde tutan ünlülerden daha az yaralayıcı ama bence oldukça etkileyici ve insanı içine çeken bir reklam... Bu yazı da o reklam sayesinde yazıldı zaten :)

7 Temmuz 2008 Pazartesi

İyki doğmussun senn!!

5 Temmuzdan....

Sevgili muss'um!! İyki doğmuşsun iyki varsın!!
  • televizyondan daha değersiz olduğumu (kızım deli misin, dolapta biri olsa senle mi uğraşcak alır tvyi gider),
  • kafa üstü yere çakıldığımda çıkan sesin evde yankılanmayacağını (şşş, anne duymasın),
  • minder diye üzerimde zıplandığında dahi ölmediğimi,
  • koca cüsseli sorunlu bir çocukla nasıl uğraşılacağını,
  • komplo teorileri üretirken elektrikler gidince beni almaya gelicek helikopterleri beklememin boşuna olduğunu,
  • kahverengi gözün büyük buruna yakışmayacağını,
  • entropinin S yerine H ile gösterilmesindeki derin(!) anlamı,
  • türk filmlerinde ağlamanın (hohoho mendil vereyim mi), dışarı çıkarken süslenmenin (ne o düğüne mi gidiyoruz) getirebilecekleri ile başa çıkmayı,
  • hayallerini gerçekleştirmeyi,
  • mükemmel dostluklar kurmayı,
  • aşkın mesafe, zaman, yer tanımadığını,
  • "can" cinsinden para hesabı yapmayı (hmm bu 3 can eder, pahalıymış:)),
  • uydurmaca dillerle turist taklidi yapmayı,
  • müzikten zevk almayı (ama hiçbir yetenek almamış olmayı ;)),
  • binbir zorlukla aldığın clearasil toniğini olur olmaz kullanmamayı,
  • dolapta "ceset" saklamamayı, ama arada bir tadına bakmayı,
  • maddi zevklerden uzak olmayı,
  • ms2150yi, yogayı, karmayı,
ve daha aklıma gelmeyen nicelerini bana öğrettiğin için, şımarıklıklarıma sabırla katlandığın için, zor anlarımı ben söylemeden anlayıp yatağımın ayak ucunda "anlat bakalım" dediğin için, taa oralardan herşeyime yetiştiğin ve bu kadar tatlı olduğun için iyki doğmuşsun!! Teşekkürler :)

special note: dear janka, thank you for always being there with my oceaneyed hero :) btw you may not know but i look up to you and think "how would she react" in times of trouble :))

Sizi seviyorum!!!

1 Temmuz 2008 Salı

Yepyeni bir ay: Temmuz

Salının sallantısına kapılmışken bu yepyeni ay için güzel dileklerimi sunmayı unuttum sizlere :)


Bu ay benim istediklerim şöyle;
  • Arkadaşlarımla bol bol vakit geçirmek
  • Evde tek olmamı bahane bilip yeni yemekler denemek
  • Huzuragidenyolumun ufak taşlarını temizlemek
  • Zamanın yüceliğini öğrenmek
  • Sabır ve tahammül geliştirmek
  • Farkındalık düzeyimi arttırmak
  • Meditasyona başlamak
  • Patenle engelden atlamak
  • Sivri taraflarımı yontabilecek güce kavuşmak
  • ve daha niceleri:)
Daha ilk günü olmasına rağmen öğrendiklerim ise;
  • Beklemenin keyfine varmak
  • Zamanın ancak içi dolunca hızlı geçtiğini anlamak
  • Hayatta su gibi olmak gerektiği gerçeğini kavramak
  • Akıntıya kürek çekmek yerine akıntıda cupcup yapmak :)
tabi ki herşey bazı birikimlerin doğru zamanı bekleyerek filizlenmesi esasına dayanıyor... Bu ay ekebildiğim tohumları ekmek, önceden ekilmiş olanları güzelce sulamak ve tomurcukları özenle beslemeyi hedefliyorum.

Güzel Temmuzlar!!

temmuzun bir güzel yanı daha var...onu da bilen bilir ;)

Bugün cuma değil ki


Bugün geçmesi gerekenden beşyüzaltmışyedi kat daha yavaş geçiyor... Sabah beni mutlu eden bir telefon görüşmesinden sonra gelen mail ile telefonda yanlış iletişim kurduğumuz ortaya çıkıyor ve düzeltme isteğime halen cevap gelmemiş durumda... Salı gününden nefret mi etsem diye düşünürken "happy tuesday" diye bir kavram kakalamaya çalışıyor bana kızarmış suratlı Amerikalılar... Ama yemem!! Daha cumaya çok var!

Ömer Hayyam

Ömer Hayyam'ın rubailerine denk geldim bugün... Öyle güzel, öyle alaycı, öyle gerçekçiler ki, buraya eklemeden edemedim...

Niceleri geldi, neler istediler;
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler;
Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler.

Ezeli sırları ne sen bilirsin ne de ben
Bu muammayı ne sen okuyabilirsin ne de ben
Perde ardında sen ben dedikodusu var amma
Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben...

Ben olamayınca bu güller bu selviler yok
Kızıl dudaklar mis kokulu şaraplar yok
Sabahlar , akşamlar , sevinçler , tasalar yok
Ben düşündükçe var dünya , ben yok o da yok

Sevgiyle yuğrulmamışsa yüreğin
Tekkede, manastırda eremezsin.
Bir kez gerçekten sevdinmi dünyada
Cennetin, cehennemin üstündesin.

Yıllar günler gibi geçti gider;
Nerde o eski dertler, sevinçler?
Belaya aldırmaz aklı olan:
Bu da her şey gibi geçer, der.

Cennette huriler varmış, kara gözlü
İçkinin de ordaymış en güzeli
Desene biz çoktan cennetlik olmuşuz
Bak bir yanda şarap, bir yanda sevgili..

Var mı dünyada günah işlemeyen söyle
Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.

Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana:
Öyleyse nedir o cennet cehennem?

İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tesbih, post, seccade güzel
Ama Tanrı kanar mı bunlara?

Kim demiş haram nedir bilmez diye Hayyam,
Ben helal ile haramı karıştırmam...
Seninle içilen şarap helaldir,
Sensiz içtiğim su bile haram...

Sevgili, bir başka güzelsin bugün;
Ay gibisin, pırıl pırıl gülüşün.
Güzeller bayram günleri süslenir;
Seninse bayramları süsler yüzün.

25 Haziran 2008 Çarşamba

Kendini gerçekleştiren kehanet

Kendini gerçekleştiren kehanet en başta "yanlış" olarak tanımlanmış bir algının yeni bir davranış biçimi oluşturularak bir süre sonra "doğru"hale gelelebilmesi kavramıdır. Robert K. Merton tarafından geliştirilen bu kavrama göre, doğru ya da yanlış herhangi bir inanç veya beklenti, bu tanımlamayı doğrulayacak yeni bir davranış ortaya çıkarmaktadır.

Diğer bir deyişle kişi bir olayın olacağına dair çok kuvvetli bir inanç besliyorsa , olayın kendini göstereceği durumları yaratan, desteleyen ve doğru çıkaran davranışlarda bulunmaktadır. "Çok sakarım", "Bugün çok kötü bir gün", "Hiçbirşeyi başaramazsın" gibi olumlamalar kişinin bardakları devirmesi, kötü bir gün geçirmesi ve başarısız olmasıyla sonuçlanmaktadır.

Önyargı aslında bunun güzel bir örneğidir. Kendinize karşı, başkalarına karşı, hayata karşı olan önyargılarınız ve beklentileriniz hayatı tam da düşündüğünüz hale sokar. Ekşisözlükten bir alıntı yaparsak "karsinizdaki insanin x cesit insanlardan oldugunu dusunuyorsunuzdur, o sekilde davranirsiniz, karsinizdakinden gelen negatif tepkileri de "hah, iste hakliymisim, o x cesit bi insanmis" diye yorumlarsiniz ve o sekilde davranmaya devam edersiniz. o da ayni tepkileri verdikce siz de kendi kendinizi tebrik edersiniz bu basarili tespitinizden oturu. kehanetiniz gerceklesmistir, afiyet olsun." diye de yorumlayabiliriz :)

Bu kehanet tabi ki ters yönde de işlemektedir. Bu popüler kültürün dilindeki "çekim yasası"dır :) Olumlu düşüncelerin olumlu eylemleri çekeceği düşüncesine dayanır. Ancak olumsuz kehanetlere oranla gerçekleşmesi daha çok çaba istemektedir.

Olumlu kehanetlerin olumsuzlardan daha zor olmasının nedeni insanın kendisine acımasının ve problemi başkasının üzerine atmasının daha kolay olması olabilir. Olumlama yaparken bile " ya olmazsa" diye düşünen insanın "düşündüğü başına gelir". Kendinden memnun olmayan kişi sürekli olarak "ben çok başarılıyım" der ve birkaç gün içerisinde halen zengin olmadığını farkettiğinde bunu bile beceremediğini düşünerek öncekinden daha bezgin bir konuma gelir.

Olumlamayı yalnızca bir motto olarak tekrarlamaktan çok bir deneme süresine tabi tutmak başarmaya bir adım yaklaşmak olabilir. Kendinizle ilgili hoşunuza gitmeyen bir varsayımı değiştirirken baskı yapmak yerine denemeyi seçmelisiniz. 4 hafta boyunca "etraftaki bardaklara dikkat etmeye" "her güne spor yaparak ve gülümseyerek başlamaya" "başarılı olduğunu kendine hissettirecek ufak işler yapmaya" kendimizi ikna edersek ve varsayımlarımızı "sakar mı?kim ben mi:D", " ne güzel bir gün", "bu da başardım yine" olarak değiştirirsek... Neden olmasın? Denemeye değmez mi:)

"Bir insana olduğu gibi davranırsan olduğu gibi kalır. Olabileceği gibi davranırsan olabileceği gibi olur.” (Goethe)

"Ne düşünüyorsan O'sun" (Mevlana)



yazının ilham kaynağı http://beyaztavsan.com fırsatınız varsa ziyaret edin derim