Yazılanların içeriğinin dengesiz olmasından, uzun süreli aralıklardan, kötü esprilerden, güzelliklerden, çirkinliklerden, paylaşımlardan, sessizliklerden, sorulardan, cevaplardan, fikirlerden, kendini beğenmişliklerden blog sahibi sorumludur. Bu durumdan da çok memnundur. Blog ermiş kedi cingöz ve sapsal köpek majör'e ithaf edilmiştir.

9 Nisan 2009 Perşembe

Motivasyon da ne?


Bugünlerde aklım bi dolu iş yapmak istiyor, hep meşgul, hep planlar kuruyor, bi koşturmaca içerisinde..

Oysa ruhum.. Uyuşuk, miskin, biraz karamsar, biraz keyif düşkünü.. Aklımın tüm planlarına alet ettiği vücudumu da aldı, gitti.. Bir yerlerde miskin miskin bakınıyor.. Eh, sevgili akıl da ne yapacak, bir yandan planlar kurarken öte yandan kendisine karşı gelen bünye ile çatışıyor..

Sonucunda da sürekli heyecanlı, binbir fikirli ama motivasyonsuz ve somurtuk bir kız çıkarıyorlar ortaya!!

Bahar geçişi mi dersiniz, işsizlik bunalımı mı, bir haller var üzerimde..
Hayırlısı :)

*resim koyayım dedim.. çizeyim bişiler.. o bile olmadı.. çıkmadı :)
düzensiz çizgilerle doldu ekran..
bu seferlik benden değil resim.. çizimlerine bayıldığım
Meltem'den..

3 Nisan 2009 Cuma

Faili Meçhul Kıyak

Uzun zamandır ne blogumla ne başka bloglarla ilgilenmiyordum ya.. O arada gerçekten ilgimi çeken, beni heyecanlandıran, daha önce aklıma gelip de yapmayı ertelediğim şeyler listesine giren ve hafif kıskanmamı ama çok çok mutlanmamı sağlayan bir şeyler olmuş... FMK, yani Faili Meçhul Kıyak hareketi başlamış, gelişmiş ve birinci ayını doldurmuş!!

Faili Meçhul Kıyak nedir derseniz hayatın koşturmacası içerisinde tanıdığınız/tanımadığınız insanlara karşılıksız ve kimliksiz iyilik yapmaya dayanan bir hareket.. Fikir Atölyesi sitesinden FMK ile ilgili detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.. Tunç Kılınç'ın başlattığı bu hareket bir çığ misali büyüyerek ilerliyor, ve benim ağaçevimi ziyaret eden herkesin en azından bu hareketten haberdar olmasını ve çevresini bilinçlendirmesini istiyorum :))

Durum aslında "İyilik yap denize at!" durumu, ancak bir fark var ki, gizlice yaptığınız bu kıyağın farkedilmesi ancak faili meçhul kalması için bu aşağıda gördüğünüz kartı yaptığınız kıyağın kenarına köşesine iliştiriyorsunuz.. Böylelikle iyiliği farkeden kişi hem kendi kıyak hareketini başlatmak için bir karta sahip oluyor (birden fazla bırakmak da güzel bir fikir olabilir) hem de bunca bencillik arasında birisinin kendisini düşünerek birşey yaptığını ve yapan kişinin önemli olmadığını görüyor...
Şu anda çevremde FMK oyunu oynayan bildiğim bir tek Minnoşcum var, ki benim bu hareketten haberdar olmamın da biricik sebebidir kendisi :) Ben de en kısa zamanda kartları çıktı alıp yerleştireceğim cüzdanıma.. Sizi de bu oyunu oynamaya davet ediyorum, kartları cüzdanınızda tutmaya.. Belli mi olur hayatın karşınıza ne zaman bir kıyak fırsatı çıkaracağı.. Hem belki birgün o kart sizi de bulur ;)

PS: İtiraf etmeliyim ki karttaki gülen yüz çok da sempatik gelmiyor bana.. Oyun kurallarına aykırı mı bilmiyorum ama kartlarımı basmadan önce o suratı biraz modifiye etmek istiyorum kendimce ;)

2 Nisan 2009 Perşembe

Blogsal -1-

Blogumda yaptığım değişiklikleri hep araştırarak, oradan buradan bularak yapıyorum.. Ve her seferinde bir önceki sefer ne yaptığımı unutuyorum! Hooop! Sil baştan! :)
Bu nedenle, ve blog konusunda bildiklerimi de paylaşmak amacıyla blogumda yaptığım yenilikleri detaylıca anlatmaya çalışacağım "blogsal" dizisinde..

Öncelikle bu değişim ile başlayalım.. Google'da bol bol blogspot background araması yaptıktan sonra birkaç sayfa hoşuma gitti, bir kısmını da AnneKaz'dan gördüm... Bu sitelerde genel olarak açıklamalar da veriliyor temaları, arkaplanları yüklemek için, ama kısaca burada belirtmem gerekirse çok fazla bilgiye gerek duymuyorsunuz bu tip hazır arkaplan sitelerini blogunuza uyarlamak istediğinizde.. Yerleşim sayfasında sayfa öğelerinin en alt kısımdaki "gadget ekle" butonuna basıp açılan kısımda "html ekle"ye tıkladığınızda açılan sayfaya, bahsedilen sitelerde beğendiğiniz arkaplan için verilen kodu yapıştırıyorsunuzz vee ta daaa!! Sayfanız ilk estetik ameliyatını geçiriyor! :)

Hazır siteler yerine kendi beğendiğiniz arkaplanı yüklemek ve arkaplan yapmak için başka bir blogsal dizisine ihtiyaç duyacağız ...

Genel olarak sitelerde verilen arkaplanlar blogspot'un Minima teması için uygun oluyor. Minima, iki kolonlu, en basit tema.. Yine yerleşim bölümünde şablon seç kısmından seçebiliyorsunuz.

Ben ilk başladığımda Rounders teması ile başlamıştım ve html üzerinde oynamalar yapmıştım.. Daha sonra blogumu yenilemek istediğimde başka bir şablon seçtim, ve sağ kolondaki tüm yazılarım puff! Gittiler! Hatırlatmak istediğim, şablonunuzu değiştirmeden önce kesinlikle yedekleyin, ve hatta sonradan başka şablonda kalmaya karar verirseniz diye sütundaki yazılarınızın hepsini seçip (buna takip ettiğiniz bloglar, metin yazınız, eklentileriniz dahil) kopyalayarak bir word dosyasına yapıştırırsanız ilerisi için kolaylık olmuş olur...

Bu düzenleme için yaptıklarım bu kadar.. Henüz yazımın bir kısmını saklayıp tıklanınca açılmasını sağlayamadığım için yazıyı çok uzatmak istemiyorum ;) Yakın zamanda onu öğrendiğimde hem onun nasıl yapıldığını, hem de daha uzun yazılarımı sizinle paylaşacağım.. Ama şimdilik bu kadaar!

Mevsim rüzgarları


Kafa karışıklıkları, bilgisayar yavaşlıkları, havaların azizliği desek de, arada bir birşeyler yapacak o "ilahi" gücü buluyorum kendimde :) İşte blogumun yeni görüntüsü de bunlara rağmen, ve belki de bunlar sayesinde, bu şekilde oldu...
Bu sevimli çizimler Suzanne Woolcott isimli bir artistin eserleri, ve Debscraft tarafından Minima için uygun arkafonlar ve başlık resimleri haline getirilmişler...
Ben header (başlık resmi) üzerinde biraz oynama yaptım, çünkü aslen başka bir temanın başlığı idi ancak çok keyif aldım şimdiki halinden!
Tepede oturan perisiyle ve kendi çapında takılan sevimli kızıyla blogum bahar güneşinden nasibini aldı :)
Darısı kendi çizimlerimle süslemekte!
Umarım beğenmişsinizdir!

1 Nisan 2009 Çarşamba

Çorba


Baharın ilkgünleri.. Güneş parıldıyor, kozalaklar pıtpıt çıtçıt açılıyorlar (ki bana bunu ilk T'm dinletmisti :)) ve bir kız ilk kez tatillerin hak edilince daha keyifli olduğunu düşünüyor...
2 ay oldu evde oturuyorum işsiz güçsüz.. Kendime yeni uğraşlar edinsem, birşeyler çıkarsam da sürekli, git gide yapacak isteğim azalıyor..
Hatta öylesine ki, az önce yazdığım 2 paragraf ufak bir tuşla bilinmeze karıştı.. Yazdıklarım, aslında bildiğim şeyleri yeniden ortaya çıkardıkça, yazıp mızmızlanasım kalmadı sanki..
Biraz karamsar, içedönük ve kişisel oldu bu yazı .. Sonuçta ise pek de bir değişiklik yok.. Beynim çorba oldu!!

16 Mart 2009 Pazartesi

TEMBEL

Uzun zamandır sevgili bloguma yazı eklemiyorum.. Bunun en büyük nedeni şu an kullandığım bilgisayarın benim isteklerim için fazla fazla yavaş olması.. Bu yazıyı bile 15 dakikadır hazırlamaya çalışıyorum, ufak bir resim eklemekti çabam, ama pes ettim, biraz daha denesem biliyorum ki çıldırıp yazıyı da yazmayacağım :) O nedenle sadece sözcüklerimiz sizlerle :P (resim dediğim ise sırtüstü yatan tembel bir aslan resmiydi, heyecana gerek yok)

Güzel projeler var kafamda, yazılarla ilgili, yeni bir blogla ilgili, çizimler ile ilgili.. Ancak gerçekten bu bilgisayar ile bunlar keyif değil azap oluyorlar, bu nedenle eski bilgisayarımı (üşenmeden) sahibinden ve gitti gidiyor'a koyup (ayrıca patenlerimi, hokey kıyafetlerimi, cdlerimi, kaset çalarımı, çeşitli mutfak eşyalarını, eski monitörümü vs) gelen para ve boşalan alanı değerlendirmek için yeni bir bilgisayar (çizim programlarını kaldırabilecek kapasitede :)) ve o yeni bilgisayar için yenilenmiş bir alan (bkz: çatının dönüşümü projesi) için çalışmalarım başlamıştır.. Bu cümle biraz uzun olduğundan devrik olmuş olabilir, ama yazının başlığına sırtımı dayayarak baştan okuyup kontrol edip düzeltmiyciğğğğmmmmm :D

Şimdi bana sabır ve şans dileyin! Yakında bahar temam, güzel eklentilerim, çizimlerim ve heyecanımla karşınızda olacağım...

Sevgiler!

14 Ocak 2009 Çarşamba

Kartalkaya ve Şömine

Geçen haftasonu Kartalkaya'ya gittik günübirlik... Kriz geldi mi, biz para harcamaya doyamayız!

Bir hafta boyunca plan yapmaya çalıştık, neresi ile gidilirse daha karlı olur, kimler gelir, nasıl yapalım diye ve sonunda kartutkusu Ankara ekibi olarak bir tur ayarlandı. T, iroşima ve meneking ile büyük bir heyecanla hazırlandık, Cumartesi sabah 5te Cepanın önünden otobüse bindik. Yol boyunca biz iroşima ile uyuyabilmek için binbir şekile (bkz: atkıyı kafaya dolamak, kendini camla bütünleştirmek, kulak tıkaçları hayal etmek) girdik, nafile oldu ama yine "bu olaya bi çözüm bulmak lazım" atasözünde olduğu gibi yıllardan ve yollardan sonra iroşimamla aynı anda kahkahalar atmak, sadece bir bakışla herşeyi açıklamak ve bilimum saçmalamak çok çok keyifliydi!
Tepede fiyatlar yüksek diye dağ eteğinde kiraladık boardlarımızı... günlük 30 ytl takım kirası.. aldık bindik minübüse, çıktık yola... Dağa sonunda vardığımızda ben kendimden hiç emin olmadığım için noolur lütfen nidalarıyla yanlız bırakılmamı önlemeye çalışıyordum :) Ama boardları takınca hiç de unutmadığımı, gayet de güzel kaydığımı farkettim, hafiften bir kendime geldim, neşelendim...Hava inanılmaz güzeldi!! O güzel koyu mavi gökyüzü ve güneş! Önceki gün kar yağmış, pist yumuşacık, kar rüzgarla yağmış heralde ki, tüm ağaçlar, telesiyej direkleri sanki kremşantiyle kaplanmıış gibi, köpük köpük!! :) T ile deli gibi hiç düşmeden topuk burun yaparak pistten aşağıya bıraktık kendimizi.. Pistte ufak bi viraj vardı, T virajı dik keselim bolkardan gidelim dedi, yani aslında pistten neredeyse hiç ayrılmamış oluyorduk.. Ağırlığını eşit ver, hiç başka şey yapma, en önemlisi de sakın durma dedi.. Başladım, güzel. Kaydım bi süre, sonra ufak bi panik oldum, öne ağırlık gelince bordun önü takıldı kara.. Uçtum!... Ve kara balıklama atladım!.. Ve... Hiçbirşey olmadı!!!! Mükemmeldi!!!! Pamuklara düşmüş gibiydim! Kahkahalar ve çığlıklarla kalktım tekrar kaydım yine düştüm bayıldım ve bol kara hasta oldum!! :)

İşteee, sonraki fecahat de tam bundan kaynaklandı... Önce ufakca uzaklaştım pistten.. T de takip etti.. Baktık yolun devamı yok, yani kayalara gidiyor ve dümdüz, çıkardık boardları bata çıka piste döndük... Sonra bir süre pistte kaydık eylendik... Daha sonra en korkunç bolkar macerası bir çığ misali büyüdü... Yine piste yakın gitmeye çalışırken ben yön değiştiremeyerek sol tarafa daldım, ki orası hem kayalık hem daracık hem ağaçı hem de daha önce geçen boardcular tarafından bozulmuş bir bolkardı... Sanıyorum bi 8 kere düştüm!! :) Kalkıyorum hooop tekrar, düz yan ön arka.. Ter içindeyim, gülüyorum kara yatıyorum, küfrediyorum, allahım sen büyüksün diyorum, bol kara kafam girsin diye kafamı sokuyorum! Tam delirdim :)
Bir şekilde kurtulduğumuzda (yuvarlanarak piste düşmeyi içeren) board giycek halim olmadığı için bordun ortasına oturup kendimi bıraktım pistten aşağı...Felaket!!!! Sürekli suratıma karlar çarpıyor, önümü göremiyorum, board ayakkabıları durmamı önlüyor, dirseklerimi bastırıyorum, ayaklarımı itiyorum, ı ıh, duramıyorum işte, ağaç mı var ölücem mi bilmeden suratımda kar birikiyor şekilde gidiyorum!!!!! Kendimi yana atıp durdum, board yine uçup kara saplandı az ilerideki :) Yüzümü temizleyip artık benden gına gelmiş olan Tye özür diler bir bakış atıp bordumu giydim yeniden.. Tabi bu arada kar girmeyen bir zerrem yoktu :D Sonra ama ayağa kalkıp kaymaya başlayınca insanın umrunda olmuyo yüzü mü donmuş elbisesinin içinde bir kardan adam mı besliyormuş, az önceki eforları nedeniyle eve geldiğinde kıpırdayamaz duruma mı gelecekmiş... Hiiiç :D
Tabi yorulduğum için düşmemeye çaba harcamayıp pat küt atıyorum kendimi yere... Sonradan farkettim ki kalkmak düşmeme çabasından daha çok enerji gerektiriyor, düşmemeye karar verdim. :P Öğlen chocolate cafede şömine başına oturduk... Montumun içerisindeki kardanadamı azat ettim ve dünyada en sevdiğim iki kova'mın arasına bıraktım kendimi!! İroşima bira söyledi, T çilekli white chocolate, ve beynine biraz olsun glikoz gitmesini isteyen ben, sufle.. T ve İ kalktıktan sonra dahi enerjimi toplamam çok zaman aldı!
Sonra bir enerji topla, kalk, yeniden kay, ilk kez teleski dene, hmm şahane, hiç düşmeden çık, bacak ağrısından şikayet et, kay kay kay, bir yanında güneş, diğer taraftan dolunay doğarken manzaraya hasta ol, kıpırdamadan dur, dolunayın karlı çamların üstüne süzülüşünü izle, dolunaya odaklanıp kay, derin nefesler çek, yanlışlıkla bol kara gir, çıkama, nalet et, bi daha bol kar görünce son hız kaçmayı akla not et, bi şekilde çık, debelenmekten ölmüş olarak git kafeye otur, hatta sız :)
Teleskiler kapanmaya yakın tepeye çıkmak için baby lift'e muhtaç olduk.. Baby lift denilen yuvarlak şeyi neremde nasıl tutamayacağını anlamayan ben, ilk 5 denemede 3 cm çıkıp, elimden kaçırıp, yardım eden adamın üzerine doğru yalvarır bakışlarla geri geri kaydıktan sonra 6. denemede bir şekilde yapıştım o allahın bir tür cezası olduğuna kanaat getirdiğim baby lift'e.. Ve para gliding yaptım :D önümdeki herkesin gittiği yol (ki bu baby liftin tam altına denk geliyor, oysa ki benim lift ipim bu doğrultuya 45 derece açı yapıyor) benim 1 metre sağımda kalmış, panikle yuvarlak zımbırtıya tutunmuşum, ama önümde bir tepe var!! Bıraktım, nalet olsun dedim, çıkardım boardları ve yürüdüm tepeye :)

Akşam da yolda Üç kardeşler'de mantı/erişte yedik, dönüş yolunda yolluklarımızı tükettik, ve otobüsün sıcağında ankaraya gelene dek sızdık... Şahaneydi!!

Pazar günü ise vücudumdaki tüm kaslar ağrıdığı için evden burnumu çıkarmayarak Tye şımardım... T de bana bol bol şömine yakarak, piza ısmarlayarak ve kahvaltıda cips-nutella yedirerek bu görevini başarıyla tamamladı :) Hele ki sarılıp şömineyi izlerken uyuyakalmak...
Geçirdiğim en keyifli haftasonuydu desem, çok da abartmış olmam sanırım...

2 Ocak 2009 Cuma

İstanbul

Bayramda 2 gün İstanbul'a kaçtık.. Aslında biz "gençler" olarak uyuşuk uyuşuk evde otururken "büyükler" dediğimiz şuşu'm, nilo'm ve annanecim trene atlayıp İstanbul'a gitmeye karar verince silkinip kendimize geldik!!

Önce tren için bir araştırma yaptık.. Örtülü kuşetli! 4 kişilik yatılabilecek bir vagon! Şahane! :) Hem de çok ucuz! Hem de İstanbul'a trenle gitmek... mmmmm :)

Sonra kalacak yer, google, search, İstanbul hostel...Oldukça güzel gözüken uygun fiyatlı, bol yabancılı bir hostel! Leziz!

Atlayıp gittik.. Taksim'de kaldık, bol bol İstiklal'i turladık, üşüdük, yeni yerler denedik, tünel'e gittik, tramvay'a bindik, fransız sokağını arşınladık, vapura bindik, beşiktaşa, eminönüne, kabataş'a, bağdat caddesine, ortaköy'e gittik, hızlıca gezdik, pek bişe görmedik, daha ziyade İstanbul havası soluduk ve çok mutlu olduk!! :)

Minnoşcum'la da GS Lisesi önünde buluştuk!! Evet evet, minnoscumla buluştuk! Heycanla aradık, o anda birbirimizi gördük, koştuk sarıldık, konuştuk, 45likte bira içtik, İstiklal'de "piyasa" yaptık.. Hemen kanımız ısındı (sanki bu 5 ayda ısınmamıştı! :)) İnsan kardeşini çok komik tesadüflerle de bulabilirmiş bunu gördük.. Baktım gördüm, resimlerinden daha da güzel (hihi, kızarır burayı okurken o simdi), dünya tatlısı, iyki Ayvalık'tan Bodrum'a geçmem gerekmiş dedirtesi!!

Tanışma hikayemizi bilare anlatırım ama.. İstanbul'un ışıkları, kokusu, taksicileri ve minnoscumun tadı damağımda kaldı! En kısa zamanda yeniden!!!

2009

Artık yeni bir yıldayız!! :)

Kafamda çok şey var yazmak için ama öylesine karışıklar ki, buraya nasıl dökebileceğimden emin olamadım :)

Öncelikle bu blogu takip eden herkesin yeni yılını koocccaman kutluyorum!! Hatta üşenmeyip yazmak istiyorum, çünkü sizleri çok seviyorum...

Canım ailem, annem, sevgili abim, jankacım, nilo'm, ve gönül ablacım :)

Bitanecik arkadaşlarım, crunch, sweet, bircem, tubikom, meneking, mx, hboy, pişicim, einstein, gökse..

Bu blog denilen deryada karşılaştığım canlarım, minnoscummm, seducum, ugandalı meltemcim, crebro, hülyacım ve site gezmesinde karşılaştığım daha niceleri..

Tabi ki ; T..

Saymadıklarım sanmasınlar ki onların yeni yılını kutlamiyorum, beni en sık ziyaret edenlere bi minnet borcu sayalım burdan anılmalarını ama :) Sağolun beni hiç yanlız bırakmadığınız için!!!!

Umarım yeni yılınız size huzur (en çok!), mutluluk, sağlık, başarı, farkındalık, kendinle barışıklık ve aslında olan herşeyin yaşanmaya değer olduğunu göstericek bi bakış açısı getirir!!

Güzel Seneler!!!! :)

*yılbasını yine 6lı ailemiz olarak kutladık, sol üstteki kalpleri onlara adıyorum ;)

**bitanecim, şuşucum, herşeyimcim! sizsiz bi yılbaşı benim için çok zor olacak eminim! aynı, kar yağışını bizim sitede görmemek gibi birşey.. seviyorum sizi!!!

*** bu resmi çok sevmedim ki ben, küçülsün!

15 Aralık 2008 Pazartesi

Let it snow, let it snow, let it SNOW :)

Gördüğünüz gibi ağaçevime kar yağmaya başladı!! Madem burda Aralık ortasında pencereden giren güneş ile sıcacık oturuyoruz, bari ağaçevim kış havasına bürünsün istedim :)
Bu efekti cok aradıktan sonra, kafamın html'ye cok da basmadığını farkedip (luğp muğp;)) kolay bir yöntem ile bu efekti veren bir site buldum. Sadece Yerleşim ayarlarından ufak bi html gadget ekleyerek bu güzel görüntüye kavuşmuş oldum...
Hızını, boyunu, rüzgarını ayarlayamasam da, benim gibi bir üşengeç için biçilmiş kaftan oldu! :)

Benim üşengeç kar tanelerime burdan ulaşabilir, html konusunda kendinize güveniniz benimkinden yüksek ise de bu siteye veya bu siteye bakabilirsiniz!

Bırakın blogunuza kar yağsın! :)

5 Aralık 2008 Cuma

Kızıl oldum :)


Dün gece yine midemin kaldırabileceğinden fazla şekilde kabak çekirdeği yedikten, ve tok karınla spor yapmamaya karar verdikten sonra en azından kayatımdaki başka birşeyi değiştirmeye karar verdim; SAÇIMI...

Evdeki eskiden kalma kızıllarım ile şimdiki saç rengim bronz-sarıyı karıştırdım.. Eldivenlerimi taktım, saatimi kontrol ettim (ne de olsa 20:30da T gelecekti almaya beni) ve başladım boyamaya... Tabi bu sırada eski boyalardan dolayı "aplikasyon aparatı"nın ucu tıkanınca, tüm boyayı başka bir kaba boşaltıp eski bir dişfırçası aldım elime. Güzel, çok da güzel oluyor önleri oh oh, ooo saate bak, acele hadi... Derkenn.. Boya bitti :) Elimdekinin hepsini binbir yöntemle saçıma sürdükten sonra alacalı bir sürreal tabloya benzeyeceğimi hayal ederek beklerken ben, T aradı! Erken gelmekle ilgili birşeyler söylerken ben banyoya koşup bir elimde telefon, etrafı toplamaya, kırmızı beneklerle süslenmiş annemin beyaz banyo örtüsündeki lekeleri çamaşır suyu ile çıkarmaya çalışırken, soğukkanlı şekilde "ben buçuk diye ayarlamıştım kendimi ama sen nasıl istersen, hazırlanabilirim" dedim. Allahtan beni bilen sevgili T bu teklifimi kabul etmedi! :)

Hızlıca banyoya girdim.. Ve saçımı kızıla boyamanın en eğlenceli kısmı başladı!!! Duşun altında dururken, kıpkırmızı boya boynumdan akıp ayaklarımın altında kızıl bir göl oluşturdu.. Banyoda ellerimi kırmızı suların altına tutarak vahşi kahkahalar atıp, vampir pozları verdim kendi kendime! Ayaklarımın altındaki kırmızıya boyanmış küvette cup cup diye sesler çıkardım, elimden aşağı akan kırmızı suları seyrettim!! Saçını kızıla boyadıktan sonra bu zevki yaşayan tek deli ben miyim diye düşündüm, içimdeki vahşetten ürperen yanımı sevecen bi kahkaha ile yatıştırdım ve aceleyle duşumu alıp banyodan çıktım. Saçımı kurutup giyinmemle birlikte tam 20:30da hazır olmuş önü kızıl, arkası koyu kahverengi saçları ile gözlerinin bu saç rengiyle yeşil gibi gözüktüğünü düşünen ufak hayalperest bi periciktim!!

Geride kalanlar ise pembe benekli bir banyo örtüsü ve ayaklarımın altında biriken kızıl sulardı...

27 Kasım 2008 Perşembe

Kömül!

Armada otoparkında rastladım kendilerine... Biraz endişeli mi görünüyorlardı, insanlardan mı korkmuşlardı yoksa araba farları mı rahatsız etmişti onları bilemedim... Tam yemek saatleriymiş, ürkütmeden bir resimlerini çektim...

Miyazaki Vol.2

TOTORO

Dün öksürükler arasında boğulan Pişimin yanına gittim moral desteği için... Tabi gitmeden önce ufak bir alışveriş yaptık, peynirli risotto; salata için kereviz, ceviz ve yoğurt; sıcak şarap için şarap, elma ve portakal; atıştırmak için naneli chocolove; ve peynir tabağı için 5 çeşit peynir aldık! Bunların detayları bir sonraki yazının konusu ;)

Gecenin ilerleyen vakitlerinde pişimin koltukta, benimse ayaklarının dibinde uzanmış halde izlediğimiz film, My Neighbor Totoro, ise bu yazının...Tam kıvamında bir sıcak çukulata içmişcesine bir hisle uykuya dalmamı sağlayan...

Film, Mei ve Satsuki isimli iki kardeşin babalarıyla birlikte yeni taşındıkları evin "perili" olduğunu farkedip, yalnızca çocukların görebileceği "orman ruhu" to to ro'yla yaşadıkları fantastik macerayı anlatıyor.. Yukarıdaki sahne Mei'nin totoro ile ilk tanışmasını gösteriyor..

Veee yine ve yeniden soot ball dediğimiz kömül topcukları çıktı karşıma!! :)) Ve bir o kadar tatlı minik ruh totoro vardı!!! Bunların dışında beni biraz korkutmakla birlikte Miyazakinin yaratıcılığına bir kez daha hayran kalmamı sağlayan yumuşacık koltuklu kedibüs ...

Filmde Mei'nin Totoro'nun bulunduğu ormanın kalbine düşmesinden, kedibüsün suratına kadar bana Alice Harikalar Diyarında'yı hatırlatan bir çok ufak detay olmakla birlikte, bir Miyazaki filmi olarak, Mei'nin ifadeleri, koşturuşu, heyecanı, uyuyuşu, "mmaaattteeeee" diye bağırışları, hissettirdikleri ile, Alice'den alakasız ve muhteşem bir film bence!!

İzleyin derim ;)

17 Kasım 2008 Pazartesi

Makarna Anime Günü :)

Dün PiŞicimmlerde makarna ve pamuk şeker eşliğinde Spirited Away izledik :) tabi bir de "ne çok cips"imiz vardı :)) Ben ilk yarısını daha önceden izlemiştim, oldukça keyifli gelmişti, heyecanla beklemiştim ikinci yarısını.. ama ilk yarısını daha çok sevdim.. benim için hep ilk yarısı olarak kalacak kalbimde...
Anime ile tanışmamı ilk Shibi sağlamıştı ama gerçekten izlemeye başlamam Pişicim sayesinde oluyor işte.. Proceksiyon odamısda fındık kapuklarıyla tepişe gülüşe izledik..
Filmi kesinlikle tavsiye ederim!!
Miyazaki rules meeeenn =P
Makarnayı da kesinlikle tavsiye ederim!!
Pişi is ma'meen sistaa!! :) Zaten sırf bu makarna için değil miydi tüm kahve planlarını iptal edip eve geçmek :) Çikolatalı tostum da artık bir dahaki sefere ;)
Film'e dönecek olursak.. Film gerçekten olağanüstü bir hayalgücü, inanılmaz karakterler, iyi kötü arasında incecik çizgilerle bezenmiş!! Bu Miyazaki'nin izlediğim ilk filmi, ama son olmayacağından eminim! İzlerken Eins "hepsi elle cizilmiş olamaz" diyerek beni bu ihtimale sürüklemiş ve hayret içinde sahnelerin iyice içine düşmemi sağlamıştır. Karakterlerin her birini evimde beslemek istemem ve etrafta "kömül" diye sayıklayarak gezinmemi sağlayan filmin konusuna gelirsek; Chihiro isimli küçük bir kızın ailesiyle yaptığı yolculuk sırasında keşfettikleri bir "theme park"a girmeleri ile başlayan fantastik bir macerayı anlatıyor. Filmin geçtiği yer tanrıların arınmaya gittiği kocaman bir hamam dersem ne derece fantastik olduğuna dair bir fikir oluşur belki !
Vee filmdeki en sevdiğim karakterlerin bi resmi gelsin miiii ?

PS:Einstein'a burdan kolu için özürlerimi iletiyorum :)

13 Kasım 2008 Perşembe

İyki doğmuş bu crunch! :)

Çok çok çok sevgili, bitanecik, minnacık, ruh eşicik, sempatikcik, asabicik, süslücük, güzelcik, sırdaşcık olguncuk, leziz yemek yapancık, ruhumu şımartancık, en bi rahat kavga edebildiğim, en bi net konuştuğum, en bi kızkardiş modunda saçsaça başbaşa didişip 3 dakika sonra gülüşüp mıncıklaştığım bitanecik CRUNCHym!!

İyki doğmuşsun!! :)

12 Kasım 2008 Çarşamba

Ya yaparsak!!

Devrim arabalarına gittik Pazartesi günü (gnctrkcll ;)). O kadar beğendim, o kadar keyifle ve heyecanla izledim ki filmi. Duyguları, coşkuları, endişeleri öyle güzel yaşatmışlar ki attığım kahkahalarda crunch'ım şşşt yaptı bana, gözyaşlarımı burun çekmelerimi dindiremediğim için tanıdık (allahım bu kız yine ağlıyor) bakışlarına tüm metanetimle göğüs gerdim :))

Filmin konusunu tekrarlamak istemiyorum, sadece bu zamana kadar ilk Türk yapımı arabayı sorsalar Anadol olarak cevap verecek olduğumu farkedip utanmamı sağladı. Benim bu filme gitmesem belki de hiç öğrenemeyeceğim bir detaydı.. Bunca emek veren o 23 mühendise büyük haksızlıktı! T gibi daha önceden duymuş olanlar da belki hayatları boyunca "yolda kalan araba" olarak tanıyacaklardı gerçekten.. Ne kadar hazin bir hikaye! Ve ne kadar güzel bir iş bunun beyazperdeye aktarılması!

"Adı Devrim olan bir arabayı zaten yolda yürütmezlerdi..."

Bu arada filmdeki kadro ve oyunculuklar, kıyafetler, doğallıklar ve 60ların hisleri de görülmeye değerdi.. En çok da Nilüfer rolündeki Seçil Mutlu.. Bayıldım kendisine! Bundan sonra kadroda ismini gördüğümde kesinlikle filmini izleyeceklerim listesine aldırdı kendisini!! Nasıl bir tatlılık ve doğallıkla oynadı, anlatamam :)

Filmle ilgili daha uzun süre konuşabilirim sanıyorum. Son kalan Devrim arabası şu anda Eskişehir'de Tülomsaş Müzesinde sergilenmekte, ve halen çalışır durumda. Ne kadar gurur verici!! Eskişehir'e yeniden gidince (oo! note to self! eskişehir gezisi!!) kesinlikle gidilip görülecekler listemde!

"Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz!!!"

6 Kasım 2008 Perşembe

Karakter Tahlili


Cok sevgili Beyaz Tavşan oldukça hoş bir kişilik testi hazırlamış...
Genellikle bu tip testlerin ücretsiz olmasına pek rastlanmamakla birlikte bu güzel test ücretsiz ve oldukça da tutarlı sonuçlar veriyor :)

Sitede sonuçlarınızı paylaşabileceğiniz bir yorum alanı mevcut da olsa, burada biz bizeyiz, gelin burada da paylaşalım diyorum ;)

Yönlendirmelere mahal vermemek için kendi sonucumu yorumlar kısmında paylaşacağım, siz de testi yaptıktan sonra ( soruları cevaplamak ve anahtarlamak 15 dakika civarı sürüyor) kendi sonuçlarınızı, size uygun olup olmadığını yorumlarda belirtirseniz çook sevinirim...

5 Kasım 2008 Çarşamba

Suffer Girl! :)

Dünden anlamalıydım aslında... O ıhlamuru içmeliydim teklif edildiğinde... Uykumu güzelce almalıydım... İpten inip terli terli tişörtle ipte makarna zıplattırmamalıydım...
Ama hepsi oldu bir kere...
Belki olması da gerekiyordu...
Sonuç: Welcome suffer girl! Boğazımın ortasında koca bir top var! :)

Boğaz çakramın da tıkalı olabileceğii rivayetler arasında... Konuşmaktan, söylemekten çekindiğim konular, gergin durumlar, ifade edilme beklentisi nedeniyle gerilmiş olabileceği söylenmekte...
Çözüm?
Gökyüzüne bak, doğa yürüyüşleri yap... Turkuvaz giy...
Ihlamur iç... Kekik kaynat... Boğazına şal dola.. Bal yala... Yumurta hüplet...
Hepsi yapıldı...

eee?
neden hala zıplayarak çıkmadı bu top!
neden :)

29 Ekim 2008 Çarşamba